17 Ekim 2023 Salı

Çığ Gibi Büyüyen Otizm ve CBD İle Tedavi

 

OTİZM

Neden Otizm patladı gidiyor?

Hazır gıdalar, paket ürünler, toksik katkılar, pestisitler, AŞI, Manyetik Alanlar ve bilinçsiz yaşam ve daha birçok sebepler sonucu Otizm çığ gibi büyüyor... 

Nedir, ne yapılır, CBD ile nasıl tedavi olunur?

OtizmABD'de 3-17 yaş arası çocukların yaklaşık yüzde 20'sini etkileyen en ciddi nörogelişimsel durumlardan biridir.

Son yıllarda bu bozukluğu olan çocukların sayısında çarpıcı bir artış olmuştur.

Sonuç olarak, ebeveynler, otizmin altında yatan nedenler ve çocuklarında beyin sağlığını desteklemek için doğal stratejiler hakkında cevaplar arıyorlar.

Otizm Spektrum Bozukluğu (ASD), gözlemlenebilir sosyal davranışları etkileyen bir beyin bozukluğu olarak kabul edilir. Bununla birlikte, yalnızca davranışsal bir teşhisten daha fazlasıdır.

Otizm tüm vücudu etkiler.

Otizmli kişilerde iltihaplanma, sindirim sorunları, uyku sorunları ve diğer semptomlar yaygındır. Bu fiziksel belirtiler, kişinin genel sağlığını etkiler.

Bağırsak mikrobiyomunu dengelemek, özel diyetler kullanmak ve temel besinlerle takviye etmek, otizmli bir kişi üzerinde derin bir etkiye sahip olabilir.

Bu yazıda, en büyük farkı yaratabilecek destek stratejilerini gözden geçireceğiz.

Otizm, erkeklerde kızlardan daha yaygındır ve her 1 kıza 4 erkek çocuk teşhisi konur.

Tüm etnikırksal ve ekonomik gruplarda görülür.

Otizm, bir çocuğun davranışını, sosyal becerilerini ve iletişim kurma yeteneğini etkiler.

Otizmin belirti ve semptomları şunları içerir:

- Konuşma gecikmesi veya gerileme…

- Yürüme gibi normal çocukluk kilometre taşlarında gecikme…

- Sese veya belirli seslere karşı hassasiyet…

- Oyunlara yanıt vermek gibi karşılıklı hareketler yok…

- Gülmeyen veya gülümsemeyi bırakan 6 aylık veya daha büyük bir çocuk…

- Tekrarlayan davranışlar yaygındır…

- Çoğu zaman çocuk, dokunulmak istemez…

- Yüksek sesler, çocuğu son derece rahatsız edebilir.

Bu semptomlara ek olarak, sistemik inflamasyongastrointestinal bağışıklık ile ilgili problemler ve bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklikler, otizmli kişiler için karakteristiktir.

Anksiyete ve depresyonuyku bozuklukları ve bir dizi eşlik eden tıbbi durum da otizmle ilişkili yaygın bozukluklardır.

Otizm ve Asperger Sendromu:

OSB vakalarının yaklaşık yüzde 30'unda zihinsel yetersizlik ve dikkat eksikliği görülür. Bununla birlikte, otizmi olan kişilerin, aşağıdakiler de dahil olmak üzere birçok güçlü yönü olabilir;

- Bir şeyleri ayrıntılı olarak öğrenebilme ve bilgileri uzun süre hatırlayabilme…

- Güçlü görsel ve işitsel öğrenenler olmak…

- Matematik, bilim, müzik veya sanatta mükemmel olmak…

2013 yılında, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı (DSM), otistik bozukluğu, Asperger sendromunu ve başka türlü tanımlanmayan yaygın gelişimsel bozukluğu “otizm spektrum bozukluğu” (“ASD”) olarak adlandırılan tek bir tanı altında içerecek şekilde revize edilmiştir.

Asperger sendromu, daha az şiddetli semptomları olan daha hafif bir ASD'dir.

Aşıların otizme neden olup olmadığı konusunda pek çok tartışma var.

Aşılar, bağışıklık sistemine büyük bir hakarettir.

Bir kişinin bağışıklık sistemi çöktüğünde aşı gibi çevresel hakaretlere normal bir şekilde ulaşmaz.

Bu şekilde aşılarotizmalerji ve otoimmün durumlar gibi bozuklukların gelişmesine veya ilerlemesine katkıda bulunabilir.

Otizmli bireylerde gıda alerjileri veya hassasiyetleri daha yaygındır.

Besin alerjilerine tepkiler genellikle anında olur. Bununla birlikte, semptomlar genellikle geciktiği için gıda hassasiyetlerini belirlemek zor olabilir.

En yaygın gıda alerjilerinden/ hassasiyetlerinden biri, inek sütündeki protein olan kazeindir.

Gestasyonel ve erken çocukluk döneminde D vitamini eksikliği otizmle bağlantılıdır (4).

D vitamini, beyin gelişiminde aktif olan bir nörosteroiddir. D3 vitamini seviyeleri için ideal aralık 50-80 ng/ml arasındadır. D3 vitamini, güneşe maruz kalmaya tepki olarak cildinizde oluşturulur.

Yabani yakalanmış somon ve yağlı balıklarmorina karaciğeri yağıotla beslenmiş tereyağı ve çiğ peyniryumurta sarısımantar ve sığır karaciğeri gibi çok sayıda D vitamini kaynağı vardır.

D vitamini takviyesi, otizmin temel semptomlarını iyileştirebilir. Aslında araştırmalar, otistik çocukların yaklaşık yüzde 75'inin yüksek doz D vitamini ile semptomlarda iyileşme olduğunu gösteriyor.

CBD ve OTİZM

Kaygılı otizm için CBD'nin rolü iki yönlüdür.

İlk olarak, otizmli bazı çocuklar, anksiyete için CBD yağı kullanmanın sadece stresi değil, aynı zamanda saldırganlığı, kendine zarar verme davranışlarını ve sosyal etkileşimlerdeki sorunları da azalttığını bulmuşlardır.

İkincisi, CBD yağı, birlikte meydana gelen nöbetleri olan çocuklara yardımcı olur.

Ebeveynler, otizm ve epilepsi için olumlu CBD yağı yararları bildirmektedir. Çünkü kannabidiol CBD psikoaktif değil, çoğu anne tıbbi marihuana üzerine çocukları için tercih seçenektir.

Çoğu çocuk için, sağlığa faydaları yan etkilerinden daha ağır basmaktadır. Herhangi bir ilaçta olduğu gibi, tedavi ve çocuğunuzun tıbbi durumu ile ilgili sorularınız için her zaman bir hekime danışın; profesyonel tıbbi tavsiyeyi asla göz ardı etmeyin veya aramayı geciktirmeyin.

Amerikan Epilepsi Derneği (AES) tarafından bildirilen son araştırmalara göre; otizm teşhisi konan çocukların yüzde 30'unda epilepsi de var.

Bilim adamlarına göre, bu nöbetler, hücrelerin ve nöronların anormal şekilde hareket etmesine neden olabilen beyin gelişimindeki farklılıkların sonucu olabilir.

CBD yağının antikonvülsan özelliklerinin, nöbet ve epilepsi hastalarını tedavi ettiği görülmektedir.



Dr. Erdem Ulaş

26 Nisan 2021 Pazartesi

Carvacrol ve Kekik - Özet Dosyalar

 https://www.yenicaggazetesi.com.tr/koronayi-yenen-kekikteki-mucize-raporu-aylardir-saglik-bakanliginda-bekletiliyor-butun-doktorlar-301613h.htm

(Korona hastalarının tedavisinde kekik özünün son derece etkili olduğunu yaptığı çalışma ile ortaya koyan Dr. Erdem Ulaş, kullanan kişilerde kekik özünün yüzde yüz başarılı olduğunu söyledi. Ulaş, raporunun Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya da sunulduğunu ama aradan aylar geçmesine rağmen bir dönüşün olmadığını ifade etti.)
KEKİK NEDİR?
Kekiğe ilgi duyan bir halk hekimi araştırmaya başlar. Kekikle ilgili çalışmalar yaparken kekiğin öldürmediği 1 tek mikrop bakteri virüs olmadığını fark eder.
Almanya'da bilimsel araştırma yaparken Türkiye'den kekik iksiri ister . Amacı kekiğin bakteri ve virüslerdeki etkisini kanıtlamaktır.
Laboratuvarın soğutucu dolabına kekik iksirini koyar ama ağzını açık unutur. Sabah geldiklerinde dolaptaki araştırma ve deneme için bulunan diğer tüm bakteri ve mikropları öldürdüğünü fark ederler. Tüm biyolog ve araştırmacılar çok şaşırır.
İş o kadar ciddi boyuta ulaşır ki araştırma ekibi korkar ve araştırma yapmaktan vazgeçer. Çünkü kekiğin gündeme gelmesi dünya kimya sanayinin çökmesi anlamına gelmektedir. Tamamen doğaldır ve çok güçlüdür.
kekik yağında yaşayan 1 tek canlı özel bir enzim olduğunu fark eder. Ve bu enzim kekik yağında mayalanır.
Bu enzimi bitkiler üretir ve elde edilmesi zordur.
Kekik mikrop öldürücü özelliği ile antiseptik, anti mikrobik bir bitkidir. Ayrıca içeriğindeki maddelerle vücutta hücre koruma sistemlerini güçlendirmesiyle antioksidan, kanser oluşumunu engellemesiyle anti kanserojen, her türlü karın ağrısı ve gaz giderici özelliği ile antispazmatik, romatizmal hastalıkları iyileştirmesiyle antiromatizmal, diyabet hastalığını engellemesiyle antidiyabetik ve vücuttaki kolesterol oranını ayarlamasıyla antikolestremik özellikler taşımaktadır. Bu özellikleri ile kekik, yaşlılığı geciktirmekte, tümör oluşumunu engellemekte, şeker hastalığına iyi gelmekte ve iyi gelmekte ve gıdaların bozulmasın doğal yolla engellemektedir.
FAYDALARI
@Bedeni kuvvetlendirir
@Hazmı kolaylaştırır.
@İştahsızlığı giderir.
@Sinirleri kuvvetlendirir.
@Kalp çarpıntılarını keser.
@Bağırsak iltihabını iyileştirir.
@Salgı bezlerinin düzenli çalışmasını sağlar
@Böbreklerde ve mesanedeki mikropları öldürür.
@ kanser hücrelerinin yeni damar oluşturmasını önler.
@Afrodizyak özelliği vardır.
@Hastalıklara karşı direnme gücünü artırır.
@Çocuklarda görülen kansızlığı giderir.
@Kan dolaşımını düzenler.
@Müzmin öksürük, astım, bronşit ve zatürre de tedavi eder.
@Grip, nezle ve anjinde tedavi eder.
@Kekik suyu romatizma ağrılarını dindirir.
@Kandaki şeker miktarını azaltır
@şeker hastalarının yaralarını 1 haftada iyileştirir.
@ göz kurlarını düşürür
@ Pankreas onarımı yapıyor insülin salgılanması sağlar
@ şeker tedavisinde çok etkilidir
@ kekik yağından 100 kat etkilidir
@ tüm canlıların üzeri kitin kaplıdır.
Bu çok güçlü bir zırhtır. Bedende ki solucan kurt ve parazitlerin yumurtalarını çatlatır ve öldürür bunu yapan tek ilaçtır.
@ mantarı hastalıklarda % 99 etkilidir
@ parmak arasındaki yaraları kaşıntıyı 3 günde tedavi eder.
@ ayak kokusunu önler
@ Genital mantarda çok etkilidir
@ intolasodik asit çıkarır
@ bitkilerde kullanabilirsiniz canlandığını görürsün
@ zararlı böcekleri öldürür
@ sivrisinek yaşamaz . Odaya sivrisinek gelmez
@ buharını nefes açar
@ bademcik rahatsızlığı 1dakika gargarada 30 dakikada ağrı kalmaz
@ binlerce yıldır Yörüklerin kullandığı ilk bitkidir
@ ağız kokusu da kalmaz
@ en büyük özelliği sindirim sistemindeki faydalı ise ise kendine çevirerek üretir. Değilse öldürür
@ hücre duvarlarını güçlendirir.
@ kulunç ve sırt ağrısında muhteşemdir
@ katarak için suyu ile gözü yıkayın
@ ABD de Meksikalı kökenli tıp profesörü prostat kanserinde % 70 tedavi ettiğini belgelemiştir.
@ kadınlarda göğüs kanserinde % 63 etkilidir
@ arı varao hastalığında etkilidir
@ nefes açar astım tedavi eder
@ arı kekiği çok sever
@ insülin salgısını artırır
@ insülin kanallarını açar
@ kullandığınız suyun temiz olup olmadığını test eder
@ yağları eritir zayıflatır
@ eklem ağrılarına iyi gelir
@ gastrit tedavi eder
@ tüm mide ağrıları kısa sürede yok eder
@ ayak kokusunu tedavi eder
@ tırnak mantarını tedavi eder
@ bitkilerde kök hastalıklarında etkilidir
@demir ve kalsiyum tuzları vardır, yorgunlukta ve dinç olmak için idealdir
@iltihap giderici
@ağrı dindirici
@balgam söktürücü,
@güçlendirici
@ferahlatıcı
@immun sistemi takviye edici
@dezenfekte edici
@hazmı kolaylaştırıcı etkisi muhteşem..

Dr. Erdem Ulaş

8 Mayıs 2020 Cuma

Devle ve Şecere - Bölüm 3

*** Devlet ve Şecere -Bölüm 3 ***

1. ve 2. bölümleri okuyanlar için...... Devamı,
Barış Manço şeceresi ile müzik hayatı ve Devlet terbiyesi ile müziğini daima Türk kimliğini ön planda tutarak 80 ülkeye seyahatler yaparak, Fahri Büyükelçi, Barış elçişi ve yaptıklarıyla, eserleriyle kurduğu barış köprüleri ile, Karamanoğulları Beyliğinden gelme tebaa’sı ve Devlet aşkı ile Devlet sanatçısı olmuş, Türk milletinin ve Devleti oluşturan tüm azınlıklarında sevgisini kazanarak dünya sanatçısı olmuştur.
Vezir Barış Manço’nun eserlerinden beyitlere bakarsak;

- Duyuyorum, biliyorum, görüyorum… Mevzubahis ‘Barış’ olunca susmak bilir mi ki kalbin sesi?
- ‘Manço’ denince sanar ki ‘sığır yavrusu’, rasyonel akıl emreder böyle, beyin ise dinler. Oysa ki Manço, nereden gelir, nereye gider? Neyi arar, kimde bulur? Nerede coşar? Filizlenir?
- Bu şecere uzaklarda bir yerlerde, Kara’dır, Karaman’dır. O simsiyah gecenin koynunda Kara Manço’dur. Aksak Timur’un titrettiği Beyazıt’tır, arkasındaki Karamanoğlu beyidir, Türk beyleridir. Özünde Anadolu’dur.
- Hissederler mi ki o Karamanoğlu aynı zamanda bir iken bindir? Yıldırım’ın kanıdır, kanındandır?
Fetih’e nail olmuş Mehmet’tir, Fatih’tir...
Dinler ise kalbin sesini, evlattır evlad-ı fatihandır.
Aynı Karamanço bugün Barış’tır.
Barış’a kucak açan uykudaki seyyahtır.
SIRlara katip, uyanışa girizgahtır.
ÖZ’de kaderdir, Kaderdedir...
İşte Şecere,
işte Dönence…
VAR OLUR , SIRLANIR, DÖNÜŞÜR, ve DEVAM EDER....

Barış ağabeyin yazdığı ve 2023'ü elli yıl evvelinden işaret ettiği bir başka bestesi de Dönencedir. Nihai hali ile aşağıda satır aralarını okuyarak verilen mesajı alabilirsiniz...
BARIŞ MANÇO - DÖNENCE (1981)
Dün çoktan döndü buralarda
Ve ben simsiyah bir gecenin koynunda yapayalnız bekliyorum
Duyuyorum, görüyorum bir gün gelecek dönence biliyorum

Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor
Biliyorum dönence
Kupkuru bir ağacın dalıyım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor
Görüyorum dönence
Çatlamış dudağımda ne bir ses ne bir nefes
Uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor
Duyuyorum,görüyorum,biliyorum
Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor
Dönence
Kupkuru bir ağacın dalıyım yapayalnız
Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor
Dönence
Çatlamış dudağımda ne bir ses ne bir nefes
uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor
Dönence
Duyuyorum biliyorum görüyorum dönence
Dönence gün dönende dönence
Bir gün gelecek dönence biliyorum….
Biraz inceleme ve araştırma yaparsanız Barış Manço'nun neden öldürüldüğünü de bulacaksınız....
Dönence ile de Devlet Kavramı ve Türk Gençliğine mesajımızı verelim;
SACAYAKLARI;
* Kan hafızası-Beyin hafızası-Maya

Devlet mehter yürüyüşü ile hareket eder her zaman
“iki ileri bir geri” ve her zaman ve her koşulda ilerleme stratejisi. Bu felsefenin mantığını Nasrettin Hoca’nın eşeğe ters binme hikayesinin felsefesinde bulabilirsiniz.
Kalp de böyle çalışır ritmik anlamda .
Anadolu mayası yüreğinde gizlidir devlet dediğimiz kutsalın.
Kalp iyi incelenirse fiziki ve sufistik anlamda , anlamlara önem & değer katar..
Her şey KELEBEK etkisinde gizli - içimiz & dışımız kelebek etkisi ile yaşar ve var olur - kutsal bir el başlatır kelebek etkisini..
Canlı & cansızların eli ancak bumerang etkisi oluşturabilir.
Biri yapay biri doğal
Batı bumerang etkisine & TÜRK kelebek etkisine sarılır.

Mehter yürüyüşü * Kalp ritmi * Anadolu mayası - DEVLET.
İki ileri giderken iki defa ileri bak, bir defa geri git , git ki geriyi – geçmişi de unutma gör demek / “ceddin deden neslin baban unutma” gibi.
Yüreğimize yüreklere sarılırsak kurtuluruz bu badirelerden der savaşçı, her savaşta bir Barış & her Barışta bir savaş vardır!
* BARIŞ ve SAVAŞ MANÇO adına..*
Yüreğimle yazarsam bunlar, aklımla yazarsam sizin sorularınıza cevaplar çıkıyor ..
Yüreğim DEVLET’ten, aklım milletten diyelim.
Formül & kodları ben size veriyorum, uygulama ve sebep – sonuç ilişkilerini alma sizde...

Kalp ritmi & Anadolu mayası & mehter yürüyüşü = DEVLET 
DEVLET'i  en iyi anlatan bu triodur, SAC AYAKLARIDIR.
Bu üçlüyü ayrı ayrı anlatmamız, detaylandırmamız lazım ki neticede devlet ortaya çıksın, iki ileri bir geri. Tersi olsa idi geri giderdik her zaman ki varoluş doğasına aykırı...

Maturidi - Ahmet Yesevi- Farabi- Hacı Bektaşi Veli- Hacı Bayram Veli....
* Devlet Göktürk'tür, Selçukludur, itikatta Maturidi, amelde Hanefidir. Osmanlı’nın gölgesinde var olup vücut bulan , Cumhuriyetle taçlanacak olan,
1071 – 2071, bin yıllık bir uykudan uyanışın sembolüdür.

* Doğumun başı yazılır
1919 – 2019
1923 – 2023
1071 – 2071 gibi,
Büyüme süreci izlenir....
1929 büyüme evresidir, evrilerek büyüyen.
Var olup vücut bulan da Doğum anıdır...

* En tepeden en alta her tohum var olur, maya ile de vücut bulur Devlet adına.
Kan hafızası yok olmaz mayasında ÖZ’ünde; bulunduğu alanı, ANADOLU’YU sahiplenir… 
“Akıl hafızası” tohumdur birken bin, binken milyon kere çoğalıp ÖZ’ünü korur…
Kan hafızası DEVLET'tir.
Aslolan DEVLET ise gerisi teferruattır.

Şimdi dinleme ve mesajları alma zamanı sizde..
Anadolu mayası kalemci değil Kelamcıdır, lafı uzatmamak lazım vesselam,

E. U.
19.09.2009 
Baku-AZERBAYCAN

Devlet ve Şecere - Bölüm 2

*** DEVLET ve ŞECERE - Bölüm 2 ***
1. bölümü okuyanlar için devamı....
1299 yılında kurulan Osmanlı Devleti ve 700 yıl sonrasında vefat eden Türkiye’nin en büyük sanatçısı Barış MANÇO......
Barış MANÇO ve ağabeyi Savaş MANÇO Karamanoğulları’nın en son torunları idi.
4 Mayıs 1959 günü vefat eden baba Hakkı Manço’nun elinde eski Türkçe bir aile ağacı vardır ve arada sırada bunu gösterip aile üyelerine anlatırmış. 1962’de abi Savaş Manço 1963’te de Barış Manço’nun Belçikaya göçü sırasında bu çok kıymetli belge de kaybolur. Belgenin aslının kardeşlere anlatıldığına göre, İbrahim bey 1424’te Karaman (Latin’ce Caramania) beyi olur. 1464’te vefat ettiğinde ardında 4 oğul bırakmıştır: İshak, Kasım, Pir Ahmet ve Osman. 3 ağabeyinin yetişkin olmalarına karşın Osman o gün henüz 10 yaşındadır. Kasım bey, Fatih Sultan Mehmet’in küçük oğlu ve II. Beyazıt’ın kardeşi Cem Sultan’ın en yakın arkadaşıdır ve onu Vatikan sürgününde de yanlız bırakmaz. Cem Sultan’ın Papalık’ta, bir söylentiye göre Lükres Borjiya, başka bir söylentiye göre de hizmetinde çalışan berberi tarafından usturasına sürdüğü ilaç ile zehirlenmesinden sonra Fransa’ya geçen Kasım bey silahının gücüyle yaşamını sağlar ve soyluluğunu korur. Bugün gerçi Güney Fransa’da, DoğuPirene’lerde şarapçılık ile geçinen Caramany adlı bir köy varsa da, Karaman silahşörleri, biraz da “göçmen” olduklarından ve “hristiyan asıllı” olmadıklarından olsa gerek, “Bey – Prens, Dük. Kont, Marki” gibi soyluluk ünvanlarını taşımış olsalar bile genelde “fakir soylu” kalmışlardır. 17’nci yüzyılda ise bir Caraman Prensi zengin bir Chimay Prensesi ile evlenir ve bundan böyle Caraman-Chimay Prensliği olarak günümüze kadar devam eder. Bu adı taşıyan büyük şato şimdiki Belçika’nın güneyinde, Fransa sınırı yakınındadır ama şatoda kimse 1500 yılından önceki tarihleri hakkında bilgi verememektedir. (İslam geçmişlerini saklamak istiyorlarmış veya zamanında bu onlara yasaklanmış gibi..!)
Gelelim geride kalanlara; İshak bey 1465’te vefat eder. Fatih’in veziri Gedik Ahmet Paşa 1471’de Karaman beyliğinin güney vilayetlerini alır. O zaman 17 yaşında olan Osman bey de Alanya’da esir düşer ve Gedik Ahmet Paşa’dan aman dileyerek Osmanlı hizmetine girer. Fatih Sultan Mehmet’te Osman Bey’e, bugün Arnavutluk ve Makedonya sınırları içinde bulunan, Vardar nehrinin güney-batısındaki o zaman Serfice denilen bölgede (Selanik değil) 1000 sipahilik bir uçbeyliği bahşeder. Böylece 1471 yılında, Karaman zade Osman bey ve ahfadının 4 asrı aşan sürgünlük süreci başlar. Karamanzade Osman bey gençliği ve iyi davranışlarıyla bölgede sempati topladığı için Ailenin adına, yerel bir sevgi eki olan “ço” gelir, pehlivan Kel Aliço’da olduğu gibi… Karamanzade Osmanço beyden sonra aile Karamanço zadeler diye anılmaya başlar...
1875 Yugoslav isyanlarında, yani sürgünlüğün tam 404’üncü yılında, o zamanın Karamanço zadeleri, yanlarında 2 oğulları Abdi (4) ve Avni (2) ile, dedelerinden kalan zenginliklerden kaçırabildikleriyle İstanbul’a göçederler. Abdi bey Mekteb-i Mülkiye’de (Bugünün Ankara Üniversitesinin Siyasal Bilgiler Fakültesi- Cumhuriyet’ten önce Istanbul’da idi) okur. Sınıf arkadaşı Macit bey (daha sonra en son Osmanlı Büyük Filistin eyaleti Genel Valisi olan Macit Paşa’dır. 1918’deki Osmanlı Büyük Filistin eyaleti hemen hemen bugünkü bütün Arap yarımadasını kaplıyordu. İstanbullu ve Osmanlı sarayına yakın bir ailenin oğludur Abdi Bey. Konaklarında karşılaştığı, Macit beyin en küçük kızkardeşi Nimet hanıma (Barış Manço’nun “Gülpembe” ve “Süper Babanne” şarkılarının ilham kaynağı) aşık olur ve onu ağabeyinden ister. Apti bey ile 1881 doğumlu Nimet Hanımın aralarında 10 yaş vardır. Böylece Karamanço zade Mehmet Abdi bey, zamanın Esvapçıbaşı’sının kızıyla evlenir. Apti bey eğitimcidir, İstanbul’da 2 özel lise ( Leyli ve Nehari Hadika-ı meşveret) kurup işletmiştir. Bu arada servetini toprağa yatırır ve Kadıköy’de, Kuşdili deresinden bir yanda Göztepe tren istasyonuna, öte yandan da eski sarayın duvarına (Fikirtepe’nin Kuzey – Kuzeydoğu arkası) kadar gelen geniş araziyi satın alır. Doğu illerinde 20 köprü yapmak üzere Devlet’e karşı yükümlenen 2 inşaat mühendisi arkadaşı işlerini bitiremeyip iflas edince, bütün toprak varlığı ile onlara kefil olmuş olan Barış Manço’nun babası Hakkı Manço iflaslar karşılığı tüm topraklarını kaybeder ve 4 Mayıs 1959 tarihinde beyin kanamasından vefat eder. Bugün 1.000.000 kişi o bölgede yaşıyor. O bölgede bulunan Abdi bey, Hakkı bey, Hilmi bey, Nezih bey ve Mançolar sokakları, 1940 – 1945 arasında arazide yapılan ilk parselleme çalışmalarından kalmadır. Barış Manço’nun babanesinin evliliği; Başlangıçta Kızıltoprak’ta, tren yoluna ve köprüsüne bitişik bir köşkte, daha sonra da Ziverbey yolunda, kendi toprakları üzerinde yaptırdıkları beyaz boyalı büyük köşkte yaşarlar. Evliliklerinden 8 çocuk doğar ama 1913’de, Abdi bey’in vefatında ancak 4’ü hayattadır: sırasıyla Raife hanım (1897), İsmail Hakkı (babamız, doğumu İstanbul 1901), Hilmi (1903) ve Nezih (1906) beyler. Nezih beyin kız ikizi Nezihe bebekte dizanteriye kapılıp 6 yaşında (1912), babasından 1 yıl önce yaşama veda etmiştir. Babaannenin 17 yıl kadar süren ama çok mutlu evliliğinden kalan en güzel ve en gurur duyarak anlattığı anısı, telefonun İstanbul’a ilk gelişidir: Gülpembe babaanne “Evimde telefon vardı ama kullanamıyordum” der imiş Barış Manço’ya. O zaman İstanbul’a 6 numara vermişler: 1 Saray’a, 3 Başnazıra (şimdiki Başbakan), 2 ise Karamanço zade Abdi beyin evine: “Telefonu kaldırdığımda ya Padişah’ın sarayıyla ya da Başnazır’ın köşküyle konuşmak zorundaydım!” der Abdi Bey ve 2 numaranın kendi evinde olmasından da müthiş gurur duyar… İsmail Hakkı ve Hilmi beyler, babaları Apti beyin sağlığında tam birer Bey oğlu gibi yetiştirilmişlerdir öyle ki her birinin çocukken atları ve seyisleri bile olmuştur. 1914 başında ise İsmail Hakkı Bey’e verem teşhisi konur. Dul ve 4 evlat acılı anne hemen kararını verir, o zaman verem tedavisi sadece İsviçre’de, o da çok az garantili olarak yapılabilmektedir. Böylece İsmail Hakkı bey henüz 13 yaşında bir çocuk iken, dilini bilmediği bir ülkeye ve yanlız başına, meşhur Orient Express’e bindirilerek yollanır. Zaman, Birinci dünya harbinin başlamasına rastlamaktadır ve birbirlerine düşman devletlerin çocuklara bile casusluk yaptırdıkları zamandır. İsmail Hakkı bey ise ilk defa gördüğü istasyon isimlerini günlüğüne yazmaktadır. Bu yüzden Macaristan’da tutuklanır ve 3 gün sorgudan sonra suçsuzluğu anlaşılır, serbest bırakılıp başka bir trenle yeniden İsviçre’ye yolcu edilir. İsviçre’de, Mondorf sanatoryumuna geldiğinde doktorlar; “Oğlum, sende bağırsak şeridi var,burada kalırsan gerçekten vereme yakalanacaksın!” diye hastaneden gönderirler..Bu arada harpte başlamıştır. 1914 – 1918 arasını ve arkasından gelen Kurtuluş savaşını İsviçre’de “enterne” olarak geçirir ve 1924 yılında ülkesine, gencecik, yepyeni Türkiye Cumhuriyetine, Almanca – Fransızca – İngilizce konuşan, Lozan yüksek ticaret okulu diploması sahibi, 23 yaşında bir yetenek olarak döner ve hemen Ziraat bankası İzmir müdürlüğüne atanır. İsmail Hakkı bey giderek aynı bankanın Genel müdürlüğüne kadar yükselir. Aynı zamanda Köy Kredi Kooperatifleri’nin ve Umumi Mağazalar’ın kurucusu olmuştur. İkinci dünya savaşı başladığında da, kendi isteğiyle serbest meslek sahibi olmuştur. Ancak 6 yıl süren genel savaşın ve onun arkasından yaşanan güç yılların içinde girdiği işler ters gitmiş aile zenginliğini elden çıkartmak zorunda kalmıştır. 4 Mayıs 1959 günü Hakkı Bey’in vefatında, Kadıköy, Karacaahmet kabristanındaki Manço aile bahçesi dışında, bir karış toprağı kalmamıştır. Bu arada Cumhuriyet tüm eski asalet unvanlarını yasaklamış ve Karamançozade’nin “zade” kuyruğu gitmiş. Soyadı kanunu çıktığında da, kara sözcüğünü sevmeyen İsmail Hakkı Bey, Karamanço’nun “kara” başını (Kellesini !) kesmiş ve sonuçta soyadı olarak sadece “Manço” sözcüğünü benimseyip almıştır....
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi  
Devamı üçüncü bölümde...
Aşırı doz rahatsızlık verebilir ...
Ümit Var Olun, Kan Hafızası Geliyor. İlahi Adalet Tecellisi Ebedidir ANAdolu'da .
29.05.2009
Ashgabat- TURKMENISTAN

Devlet ve Şecere - Bölüm 1

---- DEVLET ve ŞEÇERE 1 -----
DEVLET’te ŞECERE esastır. Şecere sadece soy takip etmez, aynı zamanda hizmet takip eder, yani biri sadece “soy ayrıcalıklı” olarak haksız bir ayrıcalığa tabi tutulmaz. Hatta bu hizmetleri nedeniyle “sancak” teslim edilen ve koruyan aileler vardır.
“Devlet varsa madem bu nerede ve kimdir?” soruları sorulur ki akla ziyandır, herşeyden önce Devlet tekil değil ortak bir akıldır! Devlet kişiler değildir, Devlet bir “AKIL”dır. Türk Devleti’de dünyada mevcut iki güç arasında “Denge Noktasıdır”. Oyun kurucu değildir. Devlet her istediğini yapacak kadar güçlü değildir (Ekonomik, siyasi, sosyolojik neden ve dengeler). Haliyle madem Devlet var neden öyle,böyle soruları anlamsız olsa da sorulur..
Türk Devleti olarak dünya dengeleri ve bu güçler içindeki yerin belli. Oyun kurucu değilsin ve denge noktasısın. İttifak yapmak, denge gütmek zorundasın! Tam da bu politikalar neticesinde yaklaşık 100 yıl önce ağaç kökünden kesilecekken budanan ağaç tekrar yeşerdi ve kök saldı. Bunu da MUSTAFA KEMAL gibi sabırlı, akılcı, realist politikalar izleyen neferlerine borçludur. Rahmet olsun.
Denge Politikası’nın mucidi biz değiliz. Ancak, en iyi uygulayanlardan biriyiz (300 yıllık tarihi süreç baz alınarak). Devlet 40 yıllık bir şoförün araç kullanma tecrübesidir, şoförün fiziki eli, ayağı aracı rotada tutmaya yetmez… Devletin görünen ve görünmeyen yüzleri vardır ki bu şekilde var olur, dönüştürür, devamlılığını sağlar. Devamlılık için esası ve görünenlerden en önemli mevkiilerden sacayağının bir tanesi Vezirdir. Orhun Yazıtlarında ve ilk yazılı belgelerin olduğu Tonyukuk anıtlarında yazılı olanlar, yüzyıllara ve geleceğe ışık tutmuştur. Vezir Tonyukuk kök Devletin anahtar konumunda büyüme, güçlenme, yayılma stratejilerinin temelini oluşturmuş, Malazgirt meydan muharebesi ile Büyük Selçuklu Devletinin Anadolu’da yayılması ile başlayan süreç içerisinde teba’ya bağlı ve bağımlı beylikler tanzimatlar yapmış, Kayı boyu şecereli Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunda Asya’dan sürdürülebilir devamlılık esası ile en önemli konumlarda yer almıştır. Karamanoğulları Beyliği de Asya merkezli tarihi açıp kapatacak olan bir beylik olarak Çınarın dallarını ara ara budayıp, Timur Türkmenin Angarayı fethi sonrası gelişmeler içerisinde Osmanlı ile ters düşerek Balkan ve Adriyatik coğrafyasına yayılmıştır.
Son Karamanoğulları bu yüzyılda da görünen ve görünmeyen kişileri kurumları ile devamını sağlamaktadır.
KİMDİR BU KARAMANOĞULLARI ??
Karamanoğlu Mehmet Bey, Karamanoğullarının ikinci beyi olan Kerimüd-din Karaman Bey’in oğludur. Karaman Bey’in ölümünü müteakip yerine Selçuklu Sultanı Rukneddin Kılıçaslan kendisinin güvendiği vezirlerinden Hutenoğlu Bedreddin İbrahim’i Karamanoğullarının başına getirip ondan, Karaman Bey’in Oğullarını yok etmesini ister. Hutenoğlu Bedreddin İbrahim, Larende’ye gelip oturur ve Karamanoğlu Mehmet Bey’i annesini ziyarete geldiği bir sırada Yerköprü’de yakalayarak Konya’daki Gavele kalesine hapsettirir. Mehmet Bey bu sırada 18 yaşlarında idi. 1264 yılında Rukneddin Kılıçarslan ölüp, yerine küçük yaştaki oğlu lll. Gıyaseddin Keyhüsrev başa geçer. Bu sırada Vezir olan Muiniddin Süleyman Pervane’nin yardımıyla hapisten çıkan Karamanoğlu Mehmet Bey, 1264 yılında Ermenek’e gelerek buradaki Karamanoğullarının başına geçer. Bir yıl süre ile Konya’da oturur ve bu süre içerisinde çevresindeki adamları ile birlikte her gün Mevlana’yı, Dergahı ziyaret eder ve ondan feyz alır. Konya’yı ele geçiren Mehmet Bey Selçuklu tahtına sultan olarak oturmaz, Selçuklu Sultanı ll. Keykavus’un oğlu Siyavuş’u 12 Mayıs 1277’de tahta geçirir. Bu zaferden sonra Mehmet Bey Konya hazinelerini Karaman’a taşır. Karamanoğlu Mehmet Bey’in Konya’yı ele geçirmesi, dağılan kabilelerin toparlanmasına vesile olmuş ve kısa zamanda çevredeki bazı beylikler (Eşrefoğulları, Menteşeoğulları ve Saruhanoğulları) Karamanoğullarının hakimiyeti altına girmiştir. Mehmet Bey bundan sonra uç Türkmen beyliklerinin başına kardeşi Mahmut Bey’i göndererek, Tarsus-Adana, Adana-Konya ve İç Anadolu ticaret yolunun düğüm noktası olan Gülek Boğazındaki Gümrük Teşkilatının ve orada bulunan Garnizonun ele geçmesini sağlamış ve Venediklileri, Cenevizlileri ve Ermenileri vergiye bağlamıştır. Karamanoğlu Mehmet Bey Konya’ya Selçuklu Sultanı Sultan İzzeddin Keykavus’un oğlu Gıyaseddin Siyavuş’u başa bir strajei dahilinde geçirir ve kendisi de VEZİR olur.
Mehmet Bey Konya’yı ele geçirip, Siyavuş’u Selçuklu tahtına geçirdikten sonra 13 Mayıs 1277 tarihinde Konya önünde aktedilen bir toplantı ile Türkçe’yi resmi dil olarak ilan eden fermanını yayınlar. (Bu ferman gelecek olan bir imparatorlugunda altyapısını oluşturur)
Karamanoğlu Mehmet Bey’in fermanı İbni Bibi’nin Evamirü’l-Alaiyye adlı Farsça eserinde Farsça olarak yer alır. İbni Bibi’nin eseri Yazıcıoğlu Ali tarafından Tevarih-i Al-i Selçuk adıyla 15.yüzyılda Türkçeye çevrilir. Çevirinin yazması, Topkapı sarayı Revan bölümü, 1391 numarada kayıtlıdır. 13.yüzyılın dil özelliklerini yansıtan bu yazmadaki ferman aşagıdaki beyitlerdeki gibi imparatorluğun zeminini hazırlamaktadır.....
Şimden girü hiç kimesne kapuda ve divanda ve mecalis ve seyranda Türki dilinden gayri dil söylemeye”
1238 ‘de, Selçuklular’ın İranlaşması karşısında, Karamanlıların atası, Nure Sofi’nin de katıldığı, Türklüğün savunması denilebilecek, Kırşehir’in Maliya Ovası’nda gerçekleşen savaş, Karaman-Oğulları’nın Anadolu’da verdikleri mücadelelerin ve değerlerin korunması savaşının en açık delilidir.
Karamanoğlu Mehmet Bey, Anadolu’da Türklüğün, mücadelesini vermiştir. 1277’ de yayınladığı fermanın özünde, bir milletin birlik-beraberliğinin ilk adımının, DİL birliği olduğu vurgulanır.
Orta Asya’dan Anadolu’ya göçen, burada devlet ve beylikler kuran Türk boylarının, başka milletlerin değerlerini kabullenip, kendi öz yapılarını terk etmeye yöneldikleri bu dönemde, sadece Karamanoğulları’nın, Türk değerlerine bağlı kalma savaşı vermeleri ve Karamanoğlu Mehmet Bey’in Vezir görevi ile bu gerçeği, tarih sayfalarına fermanıyla yazması, Anadolu Türk tarihinin en önemli adımlarındandır.
Bugün Anadolu’da Türk değerleri yaşıyorsa; Türkçe çeşitli devirlerde, insafsız saldırılara uğramasına rağmen, hala dipdiri ise, bunda Karamanoğulları’nın mücadelelerinin ve yeni kurulacak bir imparatorluğun temellerini atan Selçuklu Sultanı ll. Keykavus’un oğlu Siyavuş’u tahta çıkaran ve Devletin veziri olan Karamanoğlu Mehmet Bey’in sayesindedir.
Moğolların istilaları ile Mut, Ermenek bölgesine gelen vahşi koloniler ile 1280 yılında yapılan muharebede Vezir Karamanoğlu Mehmet Bey iki kardeşi ile beraber şehit düşmüştür. Şehit düşen Mehmet Bey’in başı kesilerek Konya’ya götürülür. Mezarı Balkasun köyü Karamandadır.
Şecere devam ederek Kayı boyları Candaroğulları ile beraber Seyh Edebali’nin duasıyla yeni bir imparatorluk 1299 yılında Söğütte kurulur...
700 YIL SONRASINDA SON KARAMANOGULLARI -
İkinci bölümde anlatacağız...
19.05.2009 
Astana-Kazakhstan

Devlet ve Şecere - 2023

*** DEVLET ve Şecere - 2023 ***
Barış Manço – Kayaların Oğlu (Ekim 1973)
Albüm Adı 2023
1923’ün ılık bir ekim sabahında
Kayaların toprağa dikine saplandığı yerde doğdum
Toprak anayla kaya babanın oğluyum ben
Toprak anam sevgi dolu, bereket dolu
Toprak anam sessiz, ama toprak anam dopdolu
Toprak anam, Toprak anam , ANADOLU.
Babamsa sağı solu belli olmaz
Bir gürledimi yer yerinden oynar
Göğsünde çatırdamalar olurmuş
Onun için derdi, onun için sayısız irili ufaklı
Kaya parçaları vardır bu topraklarda … Ve sen benim oğlum
Ve sen kayaların oğlu
Bu taşı toprağı bir arada tutacaksın
Kolay değil kayaların oğlu olmak
Kuzeyden esen rüzgara , Güneyden gelen kavurucu sıcağa
Karşı koruyacaksın onları
Kolay değil, kolay değil
Kayaların oğlu olmak
2023’ün ılık bir ekim sabahında
Bacaklarımda hafif bir uyuşma ile uyandım
Ve sankı yüz yıllık ulu bir çınar gibi
Kök salmaya başladım o sabah
Ve ilk kez sağımda solumda asırlardır
Durmakta olan diğer çınarları farkettim
Doğudan hafif bir seher yeli yükseldi
Ve asırlık çınarlar benide aralarına aldılar
Ve 2023’ün ılık bir ekim sabahında
Yeni bir kayaların oğlunun doğuşunu
Beraberce seyre koyulduk…
TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABE içerisinde SIRLANAN ve Barış Manço üstadın yazdığı bu şiir Devleti anlatır, anlayana...
2023’ün gerçek sahiplerinin kim olduğunu ispatlarcasına..
Anlamak isteyenlere mesajın bir kısmını iletelim...
Sağ Ol, Var Ol Efendi 
Görüntünün olası içeriği: Erdem Ulas, gülümsüyorGörüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor
Erdem ULAŞ 
1 Şubat 2009
Almaata-Kazakhstan

21 Nisan 2020 Salı

BLUE B E A M Projesi

Bilgiyi okumadan önce şunu anlamanızı istiyorum, dünya üstünde 2 tür insan vardır: Açık ve kapalı görüşlü olan. Görüş açısı, paraşüt gibidir, ne kadar geniş olursa o kadar yumuşak iniş yaparsınız. Bu bilgi ne kadar uçuk gelse de kulağa maalesef gerçek ve şu an sistemin çarkları da zaten dönmekte. Yazıyı “sonuna” kadar okuduktan sonra hayata olan bakış açınız tamamen değişebilir. Ben çeviriyi yaparken ve araştırmalarımı derinleştirirken , öyle hissettim. Yazı “gerçek” olan hayatı ele almaktadır ve rüyalar aleminde kredi kartlarıyla boğuşan, alem yapan ve umurumda mı dünya diyen kesimi ilgilendirmemektedir.
Gerçi artık bu proje daha çok biliniyor ve daha sık karşımıza çıkıyor, benim yazıyı yazdığım dönemde, çok fazla duyulmamıştı henüz.
Sadece 1000’de 1’lik bir kesim burada yazılanları anlayacaktır. Eğer anlamadım diyorsanız, demektir ki sizde rüyalar âleminde yaşayan 1000’de 999’dan birisiniz.
Yine de araştırmak ve anlamak için çok geç değil! Bu makalede 1994’te ortaya cıkmış olan bir raporun İngilizceden tercümesinden yararlanılmıştır.
NASA’nın Mavi Işık Projesi “Project Blue Beam”
Bu Proje, yeni çağ inancını oturtabilmek için 4 farklı basamaktan oluşmaktadır. Unutmamalıyız ki yeni çağ inancı kurulmak istenen “Yeni Dünya Hükümeti”nin temelini oluşturmakta ve bu inanç dışında “Yeni Dünya Düzeni”nin kurulmasına izin vermemektedir! Şunu tekrar edeyim: Yeni çağ dini/inancı olmadan “Yeni Dünya Düzeni”ni kurmak olanaksızdır.
“Blue Beam Project” bu projenin en önemli temel taşlarından biridir ve bu nedenle şimdiye kadar gizli kalmıştır. Bilginin dışarı sızmasını 1994 ta Serge Monast isimli kişi sağlamıştır.
NASA’nın deşifre olan programlarından sadece bir tanesi bu. Temel amaç, İlluminati bağlantılı masonik örgütün Kudüs merkezli tek yeryüzü devletini oluşturabilmektir. Bunun için bütün dünyadan görülebilecek bir hologram oluşturulacak ve bu hologram, o toplumun inancına göre figürlerle yine o toplumun diliyle hitap edilecek şekilde uydulardan, HAARP ve casus uçaklardan faydalanarak bir gösteri yapılacaktır. Bu sırada düşük frekanslı yayınlarlar yapılarak beyinler etkilenmeye çalışılacak, işin içyüzünü bilmeyenler ise bu aldatmaya inanacaklardır.İlluminati, yıllardır bu oyunu sergilemek için gizliden gizliye çalışıyor. Tarihi değiştirdiler, bilimi manipüle ettiler, sinema ve sanatla inanmanız ve etkilenmeniz gereken kodları size yüklediler. Artık geriye tek bir hamle kaldı: “Mavi Işık Projesi”.
Bu Proje, uygulanmakta olan senaryonun sadece görsel yönüdür. Bu projeyle amaç, uzay ve dünyadaki bağlantıları kullanarak özellikle gökyüzünde çeşitli görüntü ve simgeler oluşturmaktır. Yeni nesil lazerler sayesinde gerçek zamanlı hologramlar oluşturulmaktadır. Özellikle dinsel simgeler ve imgeler kullanılarak insanların beklediği veya görmek istediği bir takım görüntüler gösterilmektedir. Aşağıdaki videolarda da görülebileceği gibi, insanlar, görüntüler karşısında şaşkınlık ve hayrete düşüyorlar. Bir de bu görüntüleri kutsal mekanlar üzerinde yaptığınızda etkisi kat be kat artıyor.
Amaç, aslında çok basit. Dinsel kaynaklarda bahsedilen ve beklenen Mesih, Mehdi çıkış alametlerini dünya teknolojileri sayesinde hayata geçirmek ve insanları kendi seçtikleri , rol verdikleri kişilere itaat ettirmek.Planlı Depremler ve Hileli “Buluşlar”Bu projenin ilk ayağı birçok arkeolojik bilginin çökertilmesiyle ilgilidir. Olay, dünyanın belirli yerlerinde yapay olarak oluşturulan depremler ve akabinde ortaya çıkacak olan arkeolojik yeni buluşlar sayesinde bugüne kadar öğrenilmiş ya da öğretilmiş dinsel/ilahi bilgilerin hatalarını ve yanlış anlaşılmış olduklarını gözler önüne serecek. Bulunan tüm bilgiler ülkelerin dinlerini yüzyıllardır yanlış anlaşıldığını ortaya koyacak! Psikolojik hazırlıklar çoktan filmler sayesinde başlatıldı. Bunun ilk örneği, “2001: A Space Odyssey”, ardından “Star Trek” serisi ve “Kurtuluş Günü” filmi. Tüm bu filmler uzaydan gelen bir E.T. saldırısını ve tüm dünya halklarının ve ordularının birleştiği bir an'ı betimlemektedirler. En son film serisi “Jurrasic Park” evrim teorisini tekrar mikroskop altına almakta ve Tanrı’nın sözlerini yalanlamaktadır.
Hileli Buluşlar
İlk basamakta bilinmesi gereken en önemli konulardan birisi de, oluşacak planlı depremlerin bilim insanları ve arkeologlar tarafından gömülü olduğu iddia edilen gizliliklerin olduğu bölgelerde gerçekleşecek olması, yani artefaktların orada olduğu zaten tahmin ediliyordu ve deprem sayesinde hepsinin yeniden gün ışığına çıkması sağlanacak. Bulunan yeni antik bilgiler özellikle Hıristiyanlık ve Müslümanlık inancının temellerini çökertecek nitelikte ipuçları sunacak. Bunu yapabilmek için eski geçmişe ait kimi hatalı kanıtlar yenileriyle karsılaştırılarak uluslara dinlerini yanlış anladıkları gösterilecek.
Gökteki dev “Uzay şov"
Projenin 2. ayağı dev büyüklükteki ,3 boyutlu göksel bir şovdan ibâret. Optik Hologramlar, lazer görüntüler ve sonik seslendirmeler (doğrudan beyninizin içine konuşabilme teknolojisi) içeriyor. Lazer gösterimli ve değişimli hologramlar dünyanın her bölgesinde ülkeye ve onların inançlarına bağlı olarak farklı şekilde hareket edecekler.
Yeni Tanrı’nın sesi her dilde ve lehçede doğrudan kişilerin kafasının içine (telepati gibi) fısıldanacak. Bunu anlayabilmek için çeşitli gizli örgütlerin yaklaşık 30 senedir yaptıkları araştırmaları incelemeliyiz. Sovyetler ileri teknolojik bir işlemciyi mükemmelleştirdiler ve hatta ihraç ettiler. İşlemcinin haznesine şimdiye kadar insan beyni ve vücudu üzerine yaptıkları anatomik, elektromekanik kompozisyon, kimyasal ve biyolojik yapılanma bilgilerini parçalar halinde yüklediler. Bu işlemciler serisi tüm insan dilleri, kültürleri ve bunlara bağlı anlamlarla kuşatıldı.
Sovyetler ilk olarak işlemcilerini objektif programlarla yüklemeye başladılar, mesela yeni Mesih programı ile. Görünüşe göre Sovyetler, ve Yeni Dünya Düzeni yandaşları, kullandıkları metotlara aynı zamanda insanların ve toplulukların beyin dalgalarını hedefleyerek ister tek kişiyi ister bir ulusu, istenilen yeni sisteme ya da diktatörlüğe uymak istemeyen kişilerin beyinlerine “intihar” teşvikli farklı beyin dalgaları yollayarak tehdit unsur eden kişileri ortadan kaldırmayı planlamaktadırlar.
2. ayağın 2 farklı bakış acısı vardır.
İlk öncelikle “Uzay şov”u. Dinlerin çökmesine az kala, verilmiş olan kehanetlere bağlı olarak, eş zamanlı yapılacak. Gösteri uydulardan, sodyum bazlı bir katman üstünde yerden yaklaşık 90 kilometre yukarıda gerçekleşecek. Günümüzde halen arada bir bu çalışmaları görüyor, fakat bunları UFO gözlemlemesi olarak kayıtlara geçiyoruz!
Çok profesyonelce hazırlanmış bu gösteri sonucunda toplumlara yeni Mesih tanıtılacak ve insanlar yeni dünya inancına adapte edilecek. Gereğinden çok gerçekler ortaya atılacağı için kimsenin karşı çıkma fırsatı olamayacak. “Hatta en bilgeler dahi kandırılacak” deniyor.Projenin en can alıcı araçlarından biriyse “Tractor Beams” (Emici Işınlar).
Bu sayede belirli insan grupları göğe çekilerek sanki Tanrı’nın evine gidiyorlarmış gibi bir görüntü yaratılacak. Bu teknolojinin testleri küçük gri uzaylılar tarafından yapıldığı savunulan kaçırılma olaylarında sıkça yapılmaktaydı.
(Küçük griler Amerika de gizli laboratuarlarda üretilen Bio-Androidlerdir). Hesaplanmış olan, Yeni inanca ve Mesih’e karşı olacak ayaklanmalar ve akabinde gerçekleşecek kutsal savaşlar çok büyük, dünya üstünde görülmemiş bir insan kaybına neden olacak.Mavi Işın Projesi 2000 yıllık eski kehanetleri evrensel bir tamamlanış olarak ortaya koyacak. Prensip olarak gökyüzü bir Film ekranı olarak kullanılacak ve uzay tabanlı uydular sayesinde dünyanın 4 köşesine eş zamanlı, her dilde ve lehçede yayın yapılacak.Bilgisayarlar tüm şovu uydulardaki yüklü programlar sayesinde koordine edecek.
Holografik görüntüler neredeyse aynı ELF, VLF ve LF beyin sinyallerine bağlı olarak görsel ve işitsel olacak, aynı zamanda da sanki bir optik fenomenmiş hissi uyandıracak. Özellikle, her ülkeye, kendi kültürüne ve inancına bağlı olan görüntüler ve akustik sinyaller verilecek. Dünyanın hiçbir köşesi es geçilmeyecek! Sanki uzayın derinliklerinden geliyormuşçasına verilen görüntü ve sesler, birçok Mesih bekleyen din gruplarını ve tarikatları çok etkileyecek ve sanki bekledikleri Mesih en sonunda gelmişçesine bir düşünce uyandıracak.
Ardından İsa Mesih, Hz. Muhammed, Buda, Krişna vb görüntüleri açıklanmış olan ilahi ve mistik gerçeklerden sonra iç içe kayarak bir bütünü oluşturacak. Fakat bu yeni gelmiş olan Tanrı esasında “Antichrist” denen yalancı peygamber olacak ve eski anlatımların yanlış anlaşıldığını bu nedenle kardeşin kardeşi vurduğunu, ulusların uluslara savaş açtığını belirtip artık eski dinlerin yok edilmesi gerektiğini ve yeni bir inanışa geçilmesinin vakti geldiğini söyleyecek. Bu yeni inanış tabiî ki Yeni Dünya Düzenin inancı olacak!Tabiî ki bu mükemmel hazırlanmış plan dünya üstünde dev büyüklükteki bir düzensizlik yaratacak, ülkeler birbirlerine düşecek, herkes birbirini öğretileri için suçlayacak, din uğruna akmış olan milyonlarca doların hesabı yapılacak.
Ayrıca, tüm bunların gerçekleştiği sırada tüm dünyada politik anarşi ve doğal afetlerden oluşan zararların gerçekleştiği bir an olacak. Hatta Birleşmiş Milletler yeni dünya dininin tanıtımı için Bethooven’in “Song of Joy” isimli müziğini kullanmayı planlıyorlardı. Eğer ki bu uzay şovunu yıldız savaşları programıyla bir araya getirirsek karşımıza şu sonuç çıkıyor: uzun süredir üzerlerinde çalışılmış olan elektromanyetik radyasyon ve hipnotizma!
1974’te araştırmacı G.F. Shapits yaptığı araştırmaların birini anlatırken; “Araştırmalara göre hipnotizörün kullandığı kelimeler elektromanyetik enerjiye çevrilebilir ve bu enerji doğrudan insan beyninin bilinçaltına, şahsın bilgisi ya da herhangi bir araca bağlı olmadan yerleştirilebilir ve sahsın bu iletiyi bilinçli bir şekilde kontrol ya da bloke etme olanağı yoktur! Bu sayede şahsın kişisel kontrolü elinden alınabilir ve özgür iradesi bastırılabilir. (Gerçek Zombiler!)Channeling fenomeniyle (Kanalcılık) uğraşanların, bu alanı daha iyi incelemeleri tavsiye olunur! Birçok, kendini “Channeler” olarak tanıtan kişiler, bu açıklamalardan sonra bir daha yayın yapmamışlardı. Çünkü birçoğunun mesajlarının birbirine çok benzediği ortaya cıktı.
Channeling olarak gelen mesajların içeriği ve kaynağı gerçekten çok ciddi bir şekilde incelenmeli ve ayrıca mesajların Yeni Dünya Düzenine faydalı olup olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.The Sydney Morning gazetesinin 21. Mart 1983'de yayınladığı habere göre, Sovyetlerin insan aklını ele geçirmeye çalıştıklarına dair yayınladığı bülten etrafa korku salmıştı. Yazılan haber eski olmasına rağmen, Sovyetlerin bu teknolojiyi ne kadar zamandır geliştirdiğine dair önemli bir ışık tutuyor. Kullandıkları işlemciler daha önce belirttiğimiz gibi dünya dilleri, lehçeleri ve anlamlarıyla yükleniyor ve objektif programlarla birbirlerine bağlanıyordu. Fakat biz artık Sovyetlerden bahsetmiyoruz! Bahsettiğimiz şey “Birleşmiş Milletler'in”, yeni dünya düzeninin minyonların bilgilerini işlemcilerine halen yüklüyorlar olmasıdır.Konuyla ilgili bir köşe yazısı yazan editör, haberin es geçilmeyecek kadar önemli olduğunu belirtiyordu. Sanırım bu mega-akıl-kontrol-programını yapanlar bu programı farkında olmadan bir organizasyona satıp tüm insanlığın köleleşmesini sağlayabilecek bir temel yarattıklarını göremiyorlardı.
Sadece 1983 ten günümüze bu programın ne kadar geliştirilmiş olabileceğini bir hayal edin!Yapay Düşünce ve İletişim.Aşırı ilerlemiş olan teknikler bizleri Mavi Işın Projesinin 3. basamağına doğru götürüyor.
Proje telepatik ve elektronik olarak güçlendirilmiş çift-yönlü iletişim metoduyla ELF, VLF ve LF dalgaları her kişiye ulaşacak ve akıllarında sanki tanrıları onlara doğrudan ruhlarının derinliğinden konuşuyormuşçasına ikna edici bir his yaratacak. Bu dalgalar uydulardaki işlemciler tarafından şu ana kadar dünyadaki her insani, onun dini, dili ve kültürü hakkında topladığı bilgilerle etkileyecek. Dalgalar doğal düşüncelere yatay olarak isleyip “yanıltıcı yapay düşünceler” dediğimiz olayı yaratacak.
Bu tip teknoloji 1970, 1980 ve 1990’larda insan beyni üzerine yapılan araştırmalarda beynin tıpkı bir bilgisayar gibi çalıştırılabileceğine ve nasıl manipüle edilebileceğini göstermektedir. Bilgi yüklenir, işleme konulur, entegre edilir ve verilen karşılığa göre de sistem programlanır.
Akıl Kontrolörleri, bilgileri aynı yolla ellerindeki işlemciler sayesinde gramer değişikliği yoluyla manipüle etmektedirler.
Ocak 1991 de, Arizona Üniversitesinde sunulan “The NATO Advanced Research Workshop on Current and Emergent Phenomena and Biomolecular Systems” konferansı ne içindi?
Şunun için: bilim insanları, bilinmeyen kaynaklar tarafından finanse edilen araştırmalarının yanlış ellerde potansiyel birer silah olarak kullanılabileceği konusunda uyarılmak istenmişti.
Buluşları sayesinde Amerika çoktan körlerin tekrar görmesini, sağırların tekrar duymasını ve felçlilerin tekrar yürümelerini sağlayan iletişim aygıtları üretmişti. Aygıtlar kurtuluşu olmadığı belirtilen hastaları ağrısız ve neştersiz şekilde iyileştirebilme özelliğine sahip. Bu yazdıklarım Bilim-Kurgu değil “gerçek”!
Bu yeni iletişim aygıtları insan beynine ve nörolojik sistemlerine ultra-low frekanstaki radyasyon dalgalarıyla yeni bir bakış açısıyla bakmamızı sağlıyor.
Bu aygıtların bazıları CIA ve FBI tarafından şuan kullanımda. Fakat bu aygıtlar asla hastaları iyileştirmek için kullanılmayacak çünkü bu yeni dünya düzeni için uygulanan ajandaya ve onun kuklaları olan Amerika hükümetine aykırı.
Yurt içinde, bu yeni aygıtlar, yeni dünya düzenine karsı grup ya da kişiler üstünde kullanılarak işkence ve suikast ile ortadan kaldırılmaları sağlanıyor. Sistem “Manchurian Adayları” yaratıyor. Halk kimin terörist ya da iyi olduğu konusunda manipüle ediliyor. Bu sistem sayesinde yeni bir “köle” halk tipi yaratılıyor. Uluslararası denemler ele geçirilmiş ve beyni yıkanmış kişiler tarafından Amerika, Kanada, İngiltere, Avustralya, Almanya, Finlandiya ve Fransa’da yürütülüyor. Ayrıca, İngiliz Bilgisayar Bilim insanlarının akıl almaz intihar serileri ve ölenlerin Amerikan Ordusuna olan bağlantıları çok ilgi çekicidir.
Simdi karşımıza çıkan soru su: herhangi bir hükümet, psikiyatrist ve şirket bu tip korkunç teknolojileri insanlığa karşı gerçekten ve bilerek kullanabilirler mi? Cevap, tabii ki EVET!
Hükümet ajanları ve bunlara bağlı olan şirketler yeni dünya düzenini kurmak ve halkı tamamıyla kontrol edebilmek için gereken her türlü yola başvurmaktan kaçınmamaktadırlar. Neden sorusuna gelince: Sadece bir şey için, eğer ki halk korkunç eylemlerle korkutulur ve güvenliklerinin tehlikede olduğu hissi verilirse, halk sizi yeni koyacağınız “ırkçı yasalara” karşı desteklemekten başka bir şey yapamaz.
Bu yolla halk silahsızlandırılır, tüm kişisel bilgileri ele geçirilir ve millete tüm bunların sadece güvenlikleri için olduğu söylenerek kandırılır. 2. olarak, onlarca yıllık politikanın ve sosyal yaşamın bugünkü haliyle yeni sisteme adapte olamayacağından dolayı yeni ve alternatif ideolojilerle değiştirilmesi önerilir. Tabii ki alternatif sistem çoktan planlamıştır!
Bu yeni alternatif sistemin adı Yeni Dünya Düzenidir ve halkın güvenliğiyle gönülden hiçbir ilişkisi yoktur.
George Bush bir röportajında “Dudaklarımı okuyun: korku her zaman güçlü elitler tarafından halkı kontrol altında tutmak ve yönetmek için kullanılmıştır” demişti.Eski “böl ve yönet” sistemi küresel bir şekilde uygulanmakta ve her kişiyi güvenliğinin risk altında olduğuna ve etrafındaki herkesi potansiyel bir suçlu olabileceğine dair inandırmaktadır. Elbette bu tamamıyla “akıl kontrolüdür”!
Mavi Işın projesinin derinlerine inebilmek için psikolog James 5. McConnel’in 1970te yayınladığı açıklamaya bir göz atmalıyız.
Demişti ki: Kişiler algı yeteneklerinin uyuşturucu, hipnotizma ve çevresel hileli yönlendirme sayesinde bir “ödül ya da ceza” sistemi altında neredeyse tamamıyla kontrol altına alınabilir. Bu sayede halk pozitif bir beyin yıkama yöntemiyle dramatik ve çok hızlı bir kişisel ve karakteristik evrime uğratılabilir.
Başka bir psikolog, bir açıklamasında: “Bizler doğumumuzdan itibaren toplum ne istiyorsa yapmak için eğitilmekteyiz! Aslında kendimizin ne yapmak istediğinin bir anlamı ya da önemi yoktur. Bunun nedeni elitlerin ellerinde bu teknolojiyi barındırıyor olmalarıdır. Kimseye kendi öz kişiliklerini geliştirme hakkı tanınamaz!” Bu açıklama ve fikirler çok önemli bir temel teşkil etmektedir, çünkü bu temeller bugün birleşmiş milletler tarafından kullanılmaktadır ve kimsenin kendi öz kişiliğini keşfetmesine izin vermez. Aslında kimsenin kişiliğinin sırf toplum kendisini anti-sosyal görüyor diye değiştirmesine dair bir düşünceye kapılmasına gerek yoktur.
Her birey, yeni bir kişiliğe bürünme ya da bürünmeme hakları olduğuna dair bir dilemmadadır. Haklar hayal ürünü kavramlardır! Böyle bir hakkın varlığı üzerine tartışılamaz bile.
Bu açıklamalardaki önemli husus, yenin dünya düzeninin şu anki sosyal sistem üzerine oturtulacağıdır. Yani eski inanışlar artık “eski ve yanlış” olarak nitelendirilecek ve insanlar yeni inanışa davet edilecek. Halen eski inanışa bağlı olan kişilerse yeni inanışa geçmiş olan toplum tarafından dışlanmaya başlanacakları için yavaş yavaş değişime ayak uydurmaya başlayacaklar. Yeni inanışa geçmiş olanlarsa aslında sadece yeni dünya düzenine gerçekleri bilmeden destek olmuş olacaklar.
Bu şimdiye kadar tasarlanmış en büyük “Akıl Kontrolü” projesi olabilir mi?
NASA’nın Mavi Işın Projesi, yeni Dünya Düzeni’nin en öncelikli görevidir. Sizlere bu bilgileri es geçip kenara itmeden önce dikkatlice okumanızı ve araştırmanızı tavsiye ediyorum. Gösterilen raporları daha da incelersek, akıl kontrolü operasyonları için kullanılan ve Kaliforniya'da yerleştirilmiş olan insan sinir sistemiyle aynı frekansta yayın yapan bir sinyal sisteminin Loral Electro-Optical isimli firma tarafından dikilmiş olduğunu buluyoruz.
Lokal firması Amerika ordusunun savunma sistemleri için anlaştığı en önemli firmalarından biridir. Amerika Hava Komutanlığından General Leonard Perem, Loral firmasına düşman askerlerinin akıllarına mesajlar yerleştirip kendi “süper askerlerini” düşman hattına rahatça sokabilmek için geliştirilmesini istediği bir teknolojiyi araştırmaları için bir sipariş vermişti. Geliştirilen cihaz elektromanyetik radyasyon yaratarak gigahertz frekansında [mikrodalga] ELF (extreme low frequency) dalgaları oluşturuyordu. Cihaz uzak mesafeden insanlara psikolojik ve fiziksel işkence yapma amacıyla yapılmıştı.
Bu tarz silahların 1970lerde Greenham Common hava üssünden bir İngiliz bayana karşı uygulandığına dair dava açılmıştı. Silahın gönderdiği sinyaller doğrudan işitme sinirlerini etkiliyor ve kişinin kendi düşüncelerini dahi duyma yetisini yok ediyordu.
Bu tip ELF teknolojileri birçok Amerikan savunma bölümü tarafından kamuya sunulmuştu. En önemlilerinden birkaçı “The Electromagnetic Spectrum and Low Intensity Conflict” Yüzbaşı Paul E. Tyler tarafından yazılmış; Albay David G. Dean tarafından yazılan “Low Intensity Conflict and Modern Technology Edict” koleksiyonuna eklenmişti. Kağıtlar 1984te iletilmiş ve 1986 dada Alabama Hava Üniversitesi tarafından yayımlanmıştı.
Başka bir mikrodalga cihazıylaysa sesli sinyaller doğrudan belirli kişileri hedefleyebiliyordu ve etraftaki diğer insanları etkilemiyordu. Teknoloji oldukça basit ve hatta trafik polislerinin radar aletlerinin modifikasyonuyla yapılabilmesi mümkün. Cihazın ürettiği mikrodalga ses sinyalleri doğrudan beyine ulaşıyor. İşte böylelikle Mavi Işın projesine geri dönüyoruz. Bilinçaltını etkileyen çift yönlü, sesli ve görüntülü uzay şovunda kullanılacak olan teknolojide iste bu tarz bir teknoloji.Nobel ödüllü Dr. Robert O. Becker “The Body Electric” isimli kitabında 1960ların başlarında Allen Frie ve 1973te Walter Reed Ordu Araştırma Enstitüsünde DR. Joseph C. Sharp tarafından yapılan bir dizi testler gerçekleştirmişlerdi. Testler sırasında kapalı bir odada bulunan kişinin beynine kelimeler titreşimlere dönüştürülüp mikrodalga sinyallerle ışınlanıyordu ve alınan sonuçlarda sesler çok net anlaşılabiliyordu.
Dr. Becker sonuç olarak böyle bir cihazın, teşhis edilemeden gizli operasyonları yönetme, hedef kişileri sadece kendisinin duyabildiği sesler yüzünden çılgına çevirme ve suikastçıları doğrudan programlamak gibi görevlerde kullanılabileceğini açıklamıştı.Simdi bir düşünün ki bir anda herkes Mesihlinin sesini uzaydan konuşurken içinde duyuyor ve dinci fanatiklere talimatlar alıyor.
Bu sayede tüm dünya üstünde şimdiye kadar görülmemiş bir histeri ve panik yaşanırdı. Hiçbir polis gücü, hepsi bir araya gelseler bile böyle bir düzensizlikle bas edemezler. 1978’de James C. Lynn tarafından yazılmış olan “Microwave Auditory Effect and Application” isimli kitap, mikrodalgayla nasıl doğrudan beyine ses sinyalleri gönderilebileceğini açıklamıştı.
Bu teknoloji aslında körlerin görmesini ve sağırların duymasını sağlayabilirdi. Fakat bunun yerine bu teknoloji bir silah olarak dünya halkını köleleştirmek amacıyla kullanılmak üzere.
Allen Frie yazdığı bir raporda, kurbağalar üstünde yapılan denenlerde, kalp atış frekanslarının mikrodalga ısınlarla senkronize edilerek hızlandırılıp yavaşlatılabileceğinin mümkün olduğunu bulmuştu. Bu açıklama aynı zamanda insanlar üstünde kalp krizine yol açabilecek bir buluş olduğunu da gösteriyor.
Yapılan gösterilerde UHF (Ultra High Frequency) elektromanyetik enerji ışınlarının kas hareketlerini önemli ölçüde etkilediği gözlemlenmiştir. Mikrodalgalar aynı zamanda insan derisinde yanıklar oluşturabilir! Uyuşturucu, bakteri ve zehirlenme etkilerinize iyileştirebilir ya da insan beynini tümüyle etkileyebilir. Tüm bu etkiler 21. Eylül 1977 de CIA tarafından Sağlık ve Bilimsel Araştırmalar Enstitüsünün alt Komitesine sunulmuştu. O sıralarda MK-Ultra programını yöneten Dr. Sidney Gottlieb CIA’nın insan organizmasının uzaktan elektronik tekniklerle aktif hale getirilme araştırmalarını destekleyecek teknikler bulması için zorlandı. Bu, şuan varılan bir teknoloji! Bu teknoloji en üst aşamalarına getirildi ve şuan yeryüzünde uzaydan her kişiye her yerde ulaşabilecek kapasitede.Eğer bu zihin kontrolü işleminde daha derinlere inersek, aletlerin ve teknolojilerin politikayı çok daha can alıcı bir şekilde etkilemiş olduğunu görebiliriz.
Michael Dukakis, 1988 de George Bush a karsı Demokratlar tarafında mitinglerini verirken, halkın onun konuşmalarını gereğinden yüksek pozitif algılaması ve Bush un seçimleri kazanma şansını azaltması nedeniyle ona karşı mikrodalga ışınları kullanılmıştı.
Açıklamaya göre Kitty Dukakis'inde üstünde kullanılmış olan bu ışınlar onu neredeyse intiharın eşiğine getirmişti. Amerikanın politik Disneyland’ında başkanlığa doğru ilerliden bir adayın böyle ailevi sorunları olması onu kolayca yarıştan alıkoyabiliyordu.
Amerikan Ordusunun “Military Review” isimli dergisinin 1980 Aralık sayısında, Albay John B. Aleksander “The New Mental Battlefield: Beam Me Up, Spock” isimli yazısıyla ellerindeki tekniklerin kapasitelerini açığa vurmuştu.
Yazdıklarında:Çeşitli örnekler işlevin görüldüğü alanları göstermektedir. Enerjinin bir canlıdan diğerine aktarılması; iyileştirme ya da hastalıklara neden olma yetisi belirli bir mesafeye kadar başarılabilir, ancak hastalık ya da kaynağı belli olmayan bir ölümü sızdırabilme; telepatik davranış değişimi ve uzak hipnoz yetisi yaklaşık 1000 kilometrelik uzaklıklara kadar rapor edilmiştir.Telepatik hipnoz kullanımı büyük potansiyellere sahiptir. Bu özellikle ajanlar bilinçlerinin derinlerinde programlanabilir ve bunun kesinlikle farkında bile olamazlar.
Filmlerdeki “Manchurian Adayı” aslında aramızda yaşamaktadır ve telefon yoluyla aktivasyona da ihtiyacı yoktur. Diğer akıldan-akıla sızma tekniklerime dikkate alınmaktadır. Eğer bu yeti mükemmelleştirilebilirse, doğrudan düşünce transferi telepati yoluyla tek bir akıldan ya da bir akıl grubundan, hedeflenmiş kitleler üstünde uygulanabilir.
Olayın kusursuzluk faktörü, alıcının aklına yerleştirilmiş olan düşüncelerin başka bir kaynaktan gelmiş olabileceğinin farkına varamamasıdır. Hedef her kimse, düşüncelerin orijinal olduğunu düşünecektir. İşte bu, tam olarak üstünde konuştuğumuz şey.”Mavi Işın Projesinin 3. ayağı “Telepatik Elektronik Çift-Yönlü İletişim”. Albay John Aleksander’in yazısının devamı:Eğer ki uydular yoluyla yapay düşünceler küresel bir şekilde iletilebilirse, tüm dünya üstünde kesin bir zihin kontrolü sağlanabilir.
Kişinin tek karşı gelme yolu düşüncelerinin arka planını sürekli sorgulayıp bağlı olduğu ideoloji ya da dinsel inançlarına olan aykırılıklarını incelemekten geçer.Şunu tekrar etmeliyim, günümüz televizyonu, reklamlar, modern eğitim ve sayısız sosyal baskı sürekli olarak temel düşüncelerinize saldırmakta ve sizleri değişime zorlamakta olduklarını aklınızdan sakın çıkarmayın.
Albay Aleksander’in yazısındaki son sözleri söyle idi:Burada sunulan teknoloji türleri birçok kişi için “saçma” olarak nitelendirilecektir çünkü bu bilgiler bu tip kişilerin hayati görüşlerine uymamaktadır. Fakat kimi insanlar halen dünyanın bir tepsi gibi düz olduğuna da inanmaktadırlar.Simdi, bunun buradaki anlamı çok önemli, çünkü bu teknolojilere inanmayacak olan insanların oldukça çok sayıda olması mümkün ya da bunları bilim kurgu olarak nitelendirmeleri de.
Fakat bu kişiler nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarının farkında bile değiller. Mesih’in tanıtıldığı gece bu olaya hazırlanmamış kişiler kendilerini kurtarmakta geç kalmış olacaklar. İnanmadıklarından dolayı da hazırlıksız yakalanacaklar.Elektronik yoluyla Evrensel Doğaüstü Bağlamlar4. ayakta evrensel doğaüstü bağlamlar elektronik yoluyla gerçekleştirilecek. Bu aşama 3 farklı yönlere ayrılmakta.
İlk olarak insanoğlu dünya dışı bir uzaylı ırkın ülkelerinin büyük şehirlerinin saldırısına uğrayacağına dair aldatılacak ve bu yolla tüm ülkelerin nükleer silahlarıyla karşı gelmesi için hepsi provoke edilecek. Tüm nükleer silahlar ateşlendikten sonra Birleşmiş Milletler Senatosu ateşlemeden kısa bir süre sonra ülkelere füzelerini imha etmeleri için çağrı yapacak ve saldırının olmadığını açıklayacak. Peki, Birleşmiş Milletler Senatosu saldırı olmadığını nereden bilmiş olacak? Sahneyi kendileri kurdukları için!2. olarak Hıristiyanlar, İncil’e göre beklenen bir iblisin yaratacağı katliama karsı gelecek olan dünya dışı bir ırkın kendilerini kurtarmaya geleceklerine inandırılacaklar.
Olayın amacı tüm yeni dünya düzenine karsı gelebilecek muhaliflerin tek seferde ortadan kaldırılması. Aslında bu olay uzay şovunun başlamasından birkaç saat sonra gerçekleşecek.3. olarak elektronik ve doğaüstü güçlerden oluşan bir miks yapılacak. Bu sefer kullanılan dalgalar optik fiberde, coaxial kablolarda (TV), elektrik ve telefon hatlarında kısacası her cihazda doğaüstü güçlerin gezmesini sağlayacak. Cihazlardaki çipler zaten bunun için hazır! Bu olayın amacı insanları küresel bir şekilde şeytani ruhlarla karşı karşıya getirip düzensizlik ve kaosa neden olmak. İnsanlar bu yüzden psikolojik bunalımlara, intihar dalgalarına ve katliamlara varan düzensizliklere itilecek. Binlerce Yıldız gecesinin ardından dünya halkı yeni Mesihi kabul etmek için hazırlanmış olacak. Barış ve düzen ne pahasına olursa olsun yerine oturtulacak. Hatta özgürlüklerin kaybolması pahasına.Nakitin ve bağımsızlığın yok edilmesi. 4. ayakta kullanılan teknikler eski Sovyetlerin komünizmi kabullendirmek için kullandıklarının aynisi olacak.
Ayni teknik Birleşmiş Milletler tarafından yeni dünya dininin ve düzeninin oturtulması içinde kullanılacak.
Birçok insan bu olayların ne zaman gerçekleşeceğini ve 1000 yıldız gecesinin tarihinin tam olarak nasıl seçileceğini soruyor.
Aldığımız birçok rapora dayalı bilgilere göre, sanıyoruz ki tüm bunlar küresel bir ekonomik çöküşün ardından başlayacak. Fakat tam bir ekonomik çöküş değil! Fakat nakit ve plastik paradan kurtulmadan önce oluşturulacak yeni bir “ara para birimini” kabullendirecek kadar bir çöküş.
Ara para birimi herkesi ellerindeki nakiti bankalara yatırmaya zorlayacak ve bu sayede parası olup da buna ihtiyacı olmayanlar bile yeni dünya düzenine karsı herhangi bir ayaklanmayı finanse edebilecek yetilerini kaybedecek. Nakit para sistemi yok olacak! Bu ilk işaretlerden biri.
Fakat küresel elektronik para sistemi oturtabilmek için gelecekte parası olacak olanların paralarını sadece elektronik olarak transfer etmelerine izin verilecek. Son yıllara doğru neredeyse herkes elindeki nakitini tümüyle harcamış duruma getirilecek.
Herkes sadece konseyine bağlı olarak yaşamını sürdürebilecek. Bağımsızlığı önlemek için, yeni dünya düzeni zaten şimdiden vahşi hayvanlara, kuşlara, balıklara vb microçipler yerleştirdi! Neden? Bu sayede yeni dünya düzenini kabul etmeyenlerin avlanmaları ve hayatta kalmaları engellenecek. Eğer ki buna karsı gelirlerse, uydular tarafından takip edilip bulunacaklar ve ya hapsedilecekler yada öldürülecekler.
Yeni dünya düzeni zaten ülkelerin yasalarını değiştirmekte ve bu sayede herkesi belirli yiyecek ve vitaminlere bağlı bırakmakta. Aynı zamanda dinsel ve psikiyatrik bozuklukları olanlarla ilgili yasalarda değiştirmekte ve bu sayede sisteme karşı tehdit olabilecek kişilerin kimlikleri tespit edilmekte.
Üreme bozukluğu olarak görülenler ölüm kamplarına yollanıp organları alınacak ve en yüksek ödeyenlere satılacaklar. Öldürülmeyenlerse ya köle gibi çalıştırılacak ya da laboratuarlarda kobay olarak kullanılacak. Diktatörlüğün amacı gezegendeki herkesi istisnasız kontrol altına almaktır. Bu yüzden herkesi kontrol altında tutabilmek için her yerde izleme kameraları, infrared kamerlere vb gibiler şuan monte edilmiş durumda. 1940 ve 1950lerin insanları birbirlerine yardım edip yaşamlarını kolaylaştırmaya ve üretken bir hayat sürmeye çalışırlardı!
Yeni teknoloji sadece insanları izlemek kontrol altında tutabilmek için geliştirildi. Bu teknoloji belirli bir amaç için geliştirildi ve bu amacı görmezden gelerek ya da farkına varmaktan kaçınarak sadece kurulacak olan yeni dünya düzeni, antichrist ile gelen yenidünya dini ve yeni dünya hükümetini bir adım daha yaklaştırmış olacaksınız.
Eğer göremezseniz, eğer öğrenemezseniz, eğer anlayamazsanız, siz ve aileniz belki de arkadaşlarınız sizler için çoktan hazırlanmış olan ocaklarda yakılmaya yollanmış olacaksınız.
Bu ocaklar ve kamplar dünyanın her yerinde sizinle uğraşabilmek için kuruldular. Tümüyle polis kontrolünde olan bir ülkede kimse güvende olamaz! Bu raporu açıklayan Serge Monast ve arkadaşı, açıklamadan birkaç gün sonra kalp krizi geçirmiş bir şekilde ölü bulundular.
Anlamak isteyenler için: Ne kadar ödeme zorunluluğu altında olduğunuzu bir hesaplayın. Vergileriniz, sigortalarınız, faturalarınız. Bugün devlete işiniz düştüğü zaman parmak izi ya da fotoğraf bırakmadan bir işlem yapabiliyor musunuz? İstediğiniz telefonu kullanabiliyor musunuz? Arabanızla istediğiniz gibi ticaret yapabiliyor musunuz? İstediğiniz gibi yurtdışına çıkabiliyor musunuz? İstediğiniz yere ev kurabiliyor musunuz? Hadi araziyi aldınız diyelim, evinizi istediğiniz gibi inşa ettirebiliyor musunuz? Aldığınız yiyeceklerin, özelliklede hazır yiyeceklerin nereden geldiğini gerçekten biliyor musunuz? İçtiğiniz suda neler olduğunu biliyor musunuz? Doktorunuzun size verdiği ilaçların sizi gerçekten iyileştirdiğine inanıyor musunuz? Kanserin 0 çaresinin olmadığına hala inanıyor musunuz? Size yapılan aşıların içeriğini biliyor musunuz? Toplumun bir bireyi misiniz yoksa toplumdan bağımsız birimisiniz? Bundan ne kadar eminsiniz? Ülkenizde kaç tane cezaevi olduğunu ve kaçının boş olduğunu biliyor musunuz? Deniz suyundan su üretmeyi biliyor musunuz? Balık tutmayı ve olta kurmayı biliyor musunuz? Bitki yetiştirmeyi biliyor musunuz? Örmeyi ve iplik yapmayı biliyor musunuz? Codex Alimentraius un ne için oluşturulduğunu biliyor musunuz? Kopenhag’daki Küresel ısınma antlaşmasının esas nedeninin bir dünya hükümeti kurmak olduğunu biliyor musunuz? Antlaşmanın maddelerini okumuş olan var mı?