28 Eylül 2017 Perşembe

Musul, Kerkuk Statusu, Lozan'dan Ankara Antlasmasi ve 100.yila Dogru

MUSUL, KERKÜK STATÜSÜ ve  ANKARA ANTLAŞMASI
Birinci Fasıl: Türkiye ile Irak Arasındaki Hudut  (Madde 1,2,3,4,5)
İkinci Fasıl: Türkiye ile Irak Arasındaki İyi Komşuluk Münasebetleri  (Madde 6,7,8,9,10,11,12,13)
Üçüncü Fasıl: Genel Hükümleri içerir.  (Madde 14,15,16,17,18)
Türkiye ile Irak arasındaki sınırı belirleyen ve komşuluk ilişkilerini düzenleyen Ankara Antlaşması, 05 Haziran 1926 tarihinde, Türkiye, Irak ve İngiltere arasında imzalandı.
Antlaşmanın 1. Maddesi ile Türk-Irak hududu, Milletler Cemiyeti’nin 29 Ekim 1924 tarihinde kararlaştırdığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşti. Kuzey Irak’ta bağımsız bir devlet kurulması halinde 1926 Ankara Antlaşması ile Milletler Cemiyeti’nin 29 Ekim 1924 tarihli kararı ortadan kalkmış olacaktır. Böyle bir durumda statüko ante’ye dönülerek Musul ve Kerkük petrol alanları dahil olmak üzere Kuzey Irak bölgesi yeniden Türk toprağı olacaktır. Ankara Antlaşmasının geçmişini irdeler isek;
Türkiye Lozan'da, İngiltere'nin özerk veya bağımsız Kürdistan planlarını bozdu, ama Musul'u alamadı. Lozan Antlaşması'nın 3. maddesine göre Musul sorununun 9 ay içinde iki devlet arasında uzlaşmayla çözülmesine, olmazsa Milletler Cemiyeti Konseyi'ne başvurulmasına karar verildi. Musul Sorunu, 19 Mayıs-5 Haziran 1924 tarihleri arasında İstanbul (Haliç) Konferansı'ndagörüşüldü.
24 Mayıs oturumunda İngiliz temsilci Sir Percy Cox, Lozan'daki iddialarını tekrarlamaktan öte, Hakkâri, Beytüşşebab, Çölemerik ve Revanduz'un da Irak'a bırakılmasını istedi. Türk temsilci Fethi Bey buna şiddetle karşı çıkınca konferans dağıldı. 6 Ağustos'ta İngiltere konuyu Milletler Cemiyeti'ne götürdü. 7 Ağustos'ta Nesturiler, Hakkâri Valisi'ni pusuya düşürüp esir alarak Nesturi ayaklanmasını başlattı. Ayaklanmaya İngiliz uçakları da destek verdi. Milletler Cemiyeti Konseyi, 30 Eylül 1924 tarihli oturumunda 3 üyeli özel bir komisyon kurulmasına karar verdi. Londra'da, Türkiye'de ve Bağdat'ta incelemeler yapan komisyon, 16 Temmuz'da hazırladığı raporu Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliği'ne sundu.
29 Ekim 1924'te Brüksel'de olağanüstü bir toplantı yapan Milletler Cemiyeti Meclisi, Türkiye ile Irak arasında “Brüksel Sınırı” denilen geçici bir sınır belirledi. Bu, Musul'u Irak'a bırakan bir sınırdı. 13 Şubat 1925'te Şeyh Sait İsyanı çıktı. Bu isyan Türkiye'nin, Türk-Kürt birlikteliği tezini zayıflattı.
Sonuçta Milletler Cemiyeti, 16 Aralık 1925'te Brüksel Hattı'nın kuzeyini Türkiye'ye, güneyini ise Irak'a bıraktı.
Türkiye, Milletler Cemiyeti kararından bir gün sonra, 17 Aralık 1925'te SSCB ile bir dostluk ve tarafsızlık anlaşması yaparak tepkisini gösterdi.
5 Haziran 1926'da Türkiye, Irak ve İngiltere arasında Ankara Antlaşması imzalandı. Böylece bugünkü Türkiye- Irak sınırı çizildi. 

MUSUL ve PETROL GELİRLERİ

Yıldır Saray-ı Hümâyânu - Baş Kitâbet Dâiresi
Musul vilayetinde bulunan neft ve petrol madeninin arama ve işletme imtiyaz ferman-ı ali ile sadece hazine-i hassaya ait olduğu gibi, Bağdat vilayeti dâhilinde de ehemmiyetli petrol madeni bulunmakta olduğundan ve birbirine bitişik olan bu iki vilayet dâhilindeki maden iradeleri birleştirilmedikçe istifade hâsıl olmayacağından, Bağdat vilayeti dahilinde petrol ve neft madeni arama ve işletme imtiyazının dahi hazine-i hassaya verilmesi, söz konusu hazine nezaretinin teklifi üzerine, padişah efendimiz hazretleri tarafından emir ve irade edilmiştir.
Musul ve Kerkuk Türkiyenin topraklarıdır.

Ankara Antlaşması'nın 14.maddesinde Türkiye'nin, Irak'ın petrol gelirlerinden 25 yıl süreyle yüzde 10 pay alacağı belirtilmişti. Antlaşmaya ekli, 5 Haziran 1926 tarihli, İngiltere ve Irak yetkililerinin Türkiye'ye sundukları mektupta ise Türkiye isterse payını, 500.000 Sterlin nakit olarak da alabilecekti. Ancak Türkiye bu teklifi değil, 25 yıl süreyle yüzde 10'luk teklifi kabul etti.
Irak'ta 1927'de petrol çıkarılmaya başlandı. Petrol boru hattı da 1934'te tamamlandı.
1934'ten 1951'e kadar 18 yılın bütçe kanunları incelendiğinde, “Sözleşmesi Gereğince Musul Petrollerinden Alınan” başlığı altında, bu gelirin tahsil edildiği görülmektedir.
Petrol geliri 1955 yılına kadar meclis bütçesinde gözüküyor. Hatta 1954'te yüklü bir ödeme var. 1955-1959 arasında ise ödeme yok. Anlaşılan, 1955'te Türkiye ile Irak arasında Bağdat Paktı kurulunca Menderes hükümeti alacakları tahsil etmedi. Nitekim Bağdat Paktı Meclis'te görüşülürken başbakan gülümseyerek, “Terazinin bir gözüne Irak'ın dostluğunu, diğer gözüne de alacağımızı koyuyoruz!” demişti. 1958'de Irak'ta General Kasım'ın bir darbeyle iktidarı ele geçirmesinden sonra Türkiye petrol gelirlerini tahsil edemedi. 1959'dan 1985'e kadar petrol gelirleri bütçeye “alacak” olarak girdi. Ancak 1986'da Başbakan Turgut Özal o tarihe kadar bütçede biriken, Irak petrol gelirinden hukuken vazgeçti.
Peki ama Özal'ın vazgeçtiği bakiye neydi ?

Türkiye'nin Irak petrol gelirinden alması gereken 25 yıllık pay yaklaşık 29.5 milyon sterlindir. 1955 yılına kadar ödenen miktar ise sadece 3.5 milyon sterlindir. Bu durumda, Türkiye'nin Irak petrollerinden 26 milyon sterlin alacağı vardır. Söz konusu alacağın oluştuğu tarihteki fiyatlara göre karşılığı ise en az 30.2 milyon varil petroldür….

Erdem Ulas
Eylul-2017 Istanbul

Kahvehanelerimiz ve Kahvenin Kültürümüze Gelişi

Türk kahvesinin Türkiye’ye gelişi konusunda çeşitli görüşler vardır. Bir görüş, kahvenin Mevlana zamanında Anadolu’da bilindiğini ileri sürmüşse de bunun doğru olmadığı daha sonra ortaya çıkmıştır. Yine dile getirilen bir diğer görüş ise kahvenin Türkiye’ye iki girişimci tarafından getirildiğidir. En yaygın görüş ise Kahvenin 1517 yılında Yemen Valisi, Özdemir Paşa tarafından Osmanlı’ya getirildiği görüşüdür.
Kahvenin bu topraklara gelişi, ile birlikte Kahvehaneler de ortaya çıkmaya başladı ve bu durum bazı devlet yöneticilerinin hoşuna gitmedi. Zira o zamanın kahvehanelerine genelde eğitimli kültürlü insanlar giderler ve sohbetler ederlerdi. Bu sohbetler sırasında, elbette bazı eleştiriler de dile getirilirdi.
Kahvehanelerde bazı eleştirilerin dile getirilmesi devleti yönetenleri rahatsız etmeye başladı ve zaman zaman kahve haramdır şeklinde fetvalar verildi, kahvehaneler kapatıldı. Hatta kahveden alınan vergiler arttırıldı. İslam Ansiklopedisinde, kahvenin yasaklanması ile ilgili olarak şu bilgiler verilmektedir;
“Kahve genellikle siyasî sebeplerden dolayı zararlı bulunmuş ve aleyhine fetvalar verilmiştir. XVI. yüzyılda kahveyle ilgili olarak iki şeyhülislâmın fetvası büyük önem taşımaktadır. Bunlardan biri Ebüssuûd Efendi’ye, diğeri Bostanzâde Mehmed Efendi’ye aittir. Ebüssuûd Efendi, daha çok kahvehanelerin durumunu dikkate alarak kahve ve kahvehaneler aleyhine fetva vermiş ve “fâsıkların içeceği” olduğu için kahvenin haram sayıldığını ileri sürmüştür. Ona göre “ehl-i hevâ” kahvehanelerde toplanarak tavla ve satranç oynamakta, sarhoşluk veren şurup ve ardından kahve içmektedir. Sarhoş olan bu insanlar namazlarını da ihmal ettiklerinden böyle yerlerin kapatılması gerekmektedir. Şeyhülislâm Bostanzâde Mehmed Efendi ise ilk meşihatı sırasında, kahveyle ilgili her türlü itirazı ifade eden vaiz İştipli Emîr Efendi’nin on iki beyitten oluşan sorusuna cevap olmak üzere gerekçeli açıklamalarla birlikte elli iki beyitten meydana gelen bir şiirle kahvenin lehinde fetva vermiştir. 1000 (1592) tarihli bu fetvaya göre kahve sarhoşluk verici bir madde olmadığı gibi sağlığa faydaları olan bir içecektir ve fetvada bu husus “fevâid-i kahve” başlığı altında anlatılmıştır.”
Bu tür çabalara karşın, kahve tüketilmeye, kahvehaneler de her zaman bir şekilde var olmaya devam ettiler.

BUYUK TURKIYE OPERASYONU

GIRIS
Türkiye, yıllarca operasyonlara açık durdu. Gelen giden istediği sonucu alacak adımları rahatça attı.
Kimse “Dur!” bile demedi. Anlayan yoktu. Bu kadar çok operasyon yediğimiz için de gelenler “Acaba ne olur!” diye düşünmüyordu. İstedikleri sonuca ulaşacaklarını bildikleri için kapıyı çalmadan giriyorlardı. İçeride ÇOK SAYIDA İŞBİRLİKÇİ olduğu için pasaport kontrolünden bile geçmiyorlardı!
Birkaç gün önce “MEDYA SUSTURULACAK” yaygarası başladı. Gitmesi gereken noktalara, dalga dalga ulaştı.
Hazırlıkları önceden yapıldığı için, “ÖZGÜR MEDYAYA BALTA VURULUYOR” diyebilmeleri için roller önceden dağıtıldı. Kimi köşesini boş bıraktı, kimi candan MANŞET desteği attı, kimi darbe çığlığı fırlattı, kimi rolleri dağıtıp yurtdışına kaçtı, kimi de “GEZİ’de olmadı ama bu kez ŞANSIMIZ DAHA FAZLA” hesapları yaptı!
1.BOLUM
7 Haziran’dan hemen sonra GEZİ’de başrolü oynayan Christiane Amanpour İstanbul’a geldi. Annesi İngiliz’di.
En samimi dostlarından biri ünlü medya devi MURDOCH‘tu! Zaten Christiane da Murdoch’un manevi kızıydı.
Murdoch’un birçok gazete ve televizyon kanalının dışında ikisinin de görevini yapan VICE NEWS isimli bir yayın organı daha var. GEZİ olayları patladığı anda bu kuruluşun MUHABİRLERİ gelip polisin giremediği sokaklara girer, Amerikan ordusunun korkudan gidemediği IŞİD militanlarının cirit attığı caddelerde gezer, evlerinde sabahlarlardı…
27 Ağustos günü Sur ilçesinde polisler tarafından gözaltına alınan Vice News iki muhabiri DİYARBAKIR‘da tutuklandı, Adana Cezaevine gonderildi..BATI basını ortalığı ayağa kaldırdı.
Tutuklanan iki İngiliz gazeteci ;

Jake Hanrahan (Philip Gingell Hanrahan)
Philip John Pendlebury

Detayi bosverelim burası Türkiye…Burada devletine sahip çıkan insanlarin sayisi bir hayli fazla... 
Yakalandiklarinda yanlarinda 16 bin lira, 3 gaz maskesi, 3 çelik yelek, IŞİD ile bağlantılı çok özel bilgilerin, isimlerin, fotoğrafların ve mesajların yer aldığı dijital veriler…IŞİD ve PYD ile ilgili ÖRGÜT şemaları, özel isimler, iletişim bilgileri, kendi görevlerine ilişkin emirler… Bu kadar da değildi üstelik. Daha büyük bir rastlantı vardı! Gazetecilerin TERCÜMAN olarak kullandıkları ve çok güvendikleri Muhammed İsmail de ERBİL’deki IŞIK KOLEJİ’nden mezundu. Gariptir ki cemaatin üniversitesi olan o yapıda okuyordu. Tabii bunlar tesadüf…
Murdoch, Christiane Amanpour, Patricia Amanpour, Vice News, Jake Hanrahan, Philip Pendlebury, Muhammed İsmail, cemaat, canlı bomba, Ankara, Kayseri-Urfa- İstanbul (Yakin tarihte 18Ekim sonrasi hatta DIKKAT), pusu, mayın hiç biri birbirinden uzak değildi.
2. BOLUM 
Nora Sophia'nın Alman istihbarat birimi BND Uyesi Charlotte Lecaille'in ise Fransız istihbarat birimi DGSE Gezi olaylarında "Anarşistler" adlı bir grubun içinde yer alan ve birçok kez Türkiye'ye giriş çıkış yapan ajanlar 1ay önce Türkiye'ye geldi. 2013 yılından beri "Anarşistler" grubunun İzmir'deki kamplarında calisiyorlar.
Gezi'de İstanbul'da İngiliz, ABD, Fransız ve Rus vatandaşı 6 provokatör(!) yakalandı. Ankara'da da 15 mahluk gözaltına alındı.
* DAEŞ'e eleman kazandırmak için Suriye'ye eleman göndermeye çalışan Muhammed El Raşit MI6 ajani cikti.
* Sınırda 2 İngiliz, 2 de İsrail ajanı daha yakalandı. (23Eylul)
* ABD askeri Richard Persson, sınır noktasında güvenlik güçlerine takıldı. 
* Hatay'da Rus uyruklu 2 kişi, askeri yasak bölgede yakalandı. 
* İstanbul'da Savcı Mehmet Selim Kiraz'ın DHKP-C'li teröristler tarafından şehit edilmesinden bir gün sonra düzenlenen operasyonlarda Alman ajanı Stephan Shak Kacynski gözaltına alındı.
3.BOLUM
30 gün içinde PKK ile ilgili 60 Özel haber yapıldı. Bunlardan 21’i röportaj! Nerede?? KANDİL‘de!
Almanya: Der Spiegel Dergisi, BİLD, Die Welt, Deutsche Welle, Frankfurter Allgemeine Zeitung…
İngiltere: Guardian, Independent, BBC, Daily Telegraph, The Times, Financial Times…
Bu iki ülke, PKK organizasyonlarına gösterdiği ilgiyi medya kanalıyla DAĞ’dan da esirgemiyordu! PKK’nın Avrupa’daki ayaklarını takip ettiğinizde Milano’dan Berlin’e, Amsterdam’dan Paris’e, Londra’dan Brüksel’e kadar olan her noktada izlerini görürdünüz! Avrupa neden PKK’ya destek çıkıyor ve toz kondurmuyordu?
Bu sorunun cevabı bizi gerçeğe götürür...
Paris’teki Charlie Hebdo baskını....İSLAM’a hakaret eden derginin editörü Stephane Charbonnier ve 7 çizerin de aralarında bulunduğu, toplam 12 kişi öldürüldü. Fatura= IŞİD’e.
4.BOLUM
22 Temmuz’da Cumhurbaskani Erdoğan, ABD Başkani Obama’yı aradı. TSK'nin Kandil'e girecegini bildirdi.
Türk ordusu, Kandil’de vuracağı noktaların planını uygulamaya koymuştu. Vurulacak her hedef Türkiye tarafından bir hareketliğin olup olmadığı saniye saniye izlendi. 
Türkiye, 2011 yılında Kuzey Irak’taki Z bölgesine yaptığı operasyondan sonra tarihinin en önemli operasyonunu 24 Temmuz 2015'de yaptı.
Nevada’da (Amerika'nin Col Egitim Kampi) eğitilen bazı PKK liderleri habersiz bırakıldı.Obama, Türkiye’nin Kandil operasyonunu sadece General Joseph Dunford’a söyledi. En güvendiği kişiye…Genelkurmay Başkanı Dempsey’ye söylemiş olsaydı atilan bombalar havai fişek gösterisinden öteye geçmeyecekti. Ya da Dempsey operasyonu öğrenseydi, Türkiye, 24 Temmuz’dan önce Kandil’deki hareketliliği görüp operasyonu başlatacaktı ancak etkisi % 100 olmayacaktı...
Türkiye’nin ilk kara ve hava operasyonunda ALMANLAR ‘ın iki emekli askeri öldürüldü. Bu askerler Almanya için çok önemliydi. Büyük sarsıntı yaşadılar!!! Cenazeler çok özel bir törenle uğurlandı. Medya'da gormediniz dimi ??
Almanya’nın Türkiye’deki füze rampalarını çekme kararının arkasında bu var! Türkler, IŞİD’deki Alman komutanlarını operasyonla tasfiye edince onlar da bu kararı hayata geçirdi! Türk istihbaratının KİLİS’in 30 kilometre dışındaki araziyi temizlemesi ALMAN IŞİD’i adeta bitirdi. Büyük darbe oldu.
Peki Almanlar’ın IŞİD’i neden özellikle hedef seçildi?
* Çünkü Suruç’taki saldırı Alman IŞİD tarafından gerçekleştirildi. Suruç’taki patlayıcı Alman malı !
Kürt siyasi hareketinin Suruç’ta bulunmama nedeni de Alman istihbaratı BND tarafından verilen bilgiydi! Seçim öncesi Diyarbakır’da Kürt siyasi hareketinin mitingi öncesi yaşanan patlamada Alman IŞİD’i tarafından gerçekleştirildi ve 34 kisi yasamini kaybetti...
(Her miting öncesi halkın arasında dolaşan Kürt vekil adaylarının hiçbiri o gün Diyarbakır’da miting öncesi yoktu)
5.BOLUM
IŞİD'e bakalim sonuca giderken;
ABD tarafından kuruldu. Görev emri CIA eski Başkanı Petraeus tarafından uygulandı. IŞİD’in en güçlü yapısı tartışmasız ABD’nin emrinde. Ancak IŞİD’in İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya kolu da çok güçlü. Bu ülkelerin hepsi IŞID’e özel birimlerle katılmış durumda. Hepsinin bolgesi ayri harita uzerinde. 
* Irak’taki ABD üsleri 3 kez saldırıya uğradı...
* Pentagon’un uyuyamadığı geceler oldu...
* Bu saldırılar İngiltere ve Almanya IŞİD’i tarafından organize edildi. İncirlik veya Diyarbakır’daki Türk üslerinde bulunan Amerikan askerlerine saldırı ihtimali yok. Türk üsleri, ABD için şu anda en güvenli nokta. Amerikan uçaklarının yakin zamanda bomba yağdırdığı IŞİD, Kraliyet ve Almanya’ya bağlı olan grup.
* Rus ucak gemilerinden firlatilan ve fuze yagdirilan lokasyon Amerikan IŞİD bolgesi. (Ekim 6-7-8)
SONUC;
Ankara’nın vurulması, Türkiye’nin vurulmasıdır; Türkiye’ye açıkça savaş ilanıdır! Ankara’da 100’un uzerinde insanımızı katleden terör saldırısı, Cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığımız en büyük, en kanlı ve en iğrenç terör saldırısı!
Batılılar gerçeği çok iyi biliyorlar; Bin yıldır, dünya tarihini Selçuklu ve Osmanlı’yla birlikte Turkler yaptı. Çin, Rusya, Hindistan, Latin Amerika, Afrika bitirildi. Her şeye rağmen İslâm dünyası dize getirilemedi ve İslâm’ın diriltici gücü bitirilemedi. Turan Ordusu harekete gecirildi, Turk Ocaklari her kitada hazirliklarini yapti.
Kisa Vadede;
Katil olay yerine gelip incelemede bulunurmus... 18-19-20Ekim cok kritik surec.. Almanya Bsbk.Merkel, muteakiben Ingiliz ailesi, muteakiben Fransizlar derken sirayla gelecekler secim oncesinde.
Vaatler ve koalisyon icin dayatmalarla bir surec yasayacagiz.
Bu surecte yeni olaylar ve ozellikle Istanbul (Bagcilar Isid merkezi) Taksim metro, funikuler hatlari - Kayseri ve turizm kentlerinde olaylarin olma ihtimali cok yuksek.
21 canli bomba tespit edilen egitilip donatildi! (EK’te liste )
IKK (Istihbarata Karsi Koyma) max.duzeyde hareket etmeli ve sagduyulu insanlarimizin da birlesmeye ihtiyaci vardir...


Orta Vadede;
Obama sonrasi doneme hazirlanan ABD 1 yil sonra yapilacak secimler icin muhtemelen bir kadin aday uzerinde yogunlasacak. Evanjelizm doktrini bu baglamda onemli yer teskil etmektedir. ABD icerisinde kuvvetle muhtemel ic cekismeler ile 2018'e kadar gerilim tirmanacak ve Kaliforniya eyaleti basta olmak uzere halk olaylari, ayaklanmalar, doga felaketleri gibi konular gundeme gelecektir. 
Ingiltere icin 2015 yili icerisindeyiz ve "Silk Road" terimi siklikla gecmeye basladi. Tarihte kaldirdiklari Ipek Yolu guzergahi icin 65 ulkeyi ilgilendiren yeni konular ve yollar gundeme gelecektir, Avrasya doktrini Ingiltere-ABD arasinda onumuzdeki 10 yillik surecte on plana cikacaktir. Guzergah kuresel denklem icin elzem konulari (Ticaret- Gida- Enerji) icermektedir, kuresel paylasilamama durumu da Turkiye ve Iran gibi ulkeleri ciddi derecede etkileyecek gozukmektedir. 


E.Ulas

12/10/2015- Istanbul

AkKoyunlar Devleti

Akkoyunlar Devleti

KURULUŞ
Akkoyunlu Devleti’nin idaresindeki konar-göçer Türkmenler ve Akkoyunlu hânedanının dayanağı Bayındır boyunun Doğu Anadolu’ya gelmesi, muhtemelen Moğol istilası sırasında olmuştur.

Burada Karakoyunlu Türkmenleri ile Moğol-İlhanlı hakimiyetinde kaldılar.Konar-göçer Türkmenlerin yaylakları :  Erzurum, Erzincan, Kemah ve Kars’a kadar uzanan platolardı. Kışın : Memlük sınırı boylarında Urfa, Birecik, Mardin, Caber ve Rakka’ya doğru uzanan sahada oluyorlardı.
 XIV. yy. başlarında Moğol hâkimiyetinin çözülmeye başlaması, Anadolu’daki Celayir, Suldus, Uyrat gibi Moğol aşiretleri arasında çatışmalar doğmasına yol açtı.
 TUR ALİ BEY (1340-1363)
Moğol aşiretleri arasında meydana gelen çatışmalarda, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri de iki rakip kuvvetti. Diyarbekir ve havalisinde faaliyet gösteren Akkoyunlu Türkmenleri, Mardin’de hüküm süren Artuklularla işbirliği içine girdiler.Bu sıralarda Akkoyunluların başında Tur Ali Bey bulunduğu için, onlar Tur Aliler olarak da bilinmekteydiler. Tur Ali, Gazan Han’ın Suriye, Irak ve Anadolu’ya yaptığı seferlerde yanında olmuştur. Çağdaş Grek Tarihçileri onları “Amid Türkleri” diye adlandırıyorlardı.
Tur Ali Bey : Bayburt hakimi Mahmud ve Erzincan Hakimi Ahi Ayna Bey ile kuvvetlerini birleştirerek 1348 yılında Trabzon üzerine de sefer düzenledi. Başarılı olamadı fakat bu durum Trabzon imparatoru III. Aleksios’u  rahatsız etti. O, Akkoyunlu tehlikesinden kurtulabilmek için kızkardeşi Maria’yı Tur Ali Bey’in oğlu Kutlu Bey ile evlendirerek akrabalık kurdu.
Karakoyunlular, Irak’taki Celayirlilerin,Akkoyunlular da Diyarbekir taraflarındaki Sutaylıların hakimiyetini benimsemişlerdi.Sutaylıların hakimiyeti bitince : Mardin bölgesinde hüküm süren Artuklularla ittifak kurdular.
Döğer, Bayat, Çepni, Avşar, Musullu, Pürnek gibi bazı Türkmen boy ve oymakları  Tur Ali Bey’in etrafında toplandı. 1362’de ölümünden sonra Akkoyunlu tahtına Fahreddin Kutlu Bey oturdu.

KUTLU BEY (1363-1389)
Kutlu Bey zamanında , Karakoyunlular Musul’dan Erzurum’a kadar olan sahayı hâkimiyetleri altına aldılar. Eretna emirlerinden Mutahharten, Erzincan ve Bayburt’u ele geçirmişti. Kutlu Bey bir yandan Mutahharten’in yanında yer aldı. Nüfuzunu Erzincan-Bayburt hattının güneyine doğru yaymaya çalıştı. Palu, Kiği ve Ergani’yi ele geçirdi.

PİR AHMET BEY (1389-1403)
Kutlu Bey öldüğünde oğullarından : Ahmed Palu, Pir Ali Kiğı, Kara Osman Ergani’ye hakimdi. Bu kentler Pasin’den Kiğı’ya, Ergani ve Palu üzerinden Berriye’ye uzanan en önemli göç yollarından birini kontrol etmekteydi. Böylece, Akkoyunluların fetih siyaseti de öncelikle şöyle belirginleşmişti : Kuzey-güney istikametinde yaylak-kışlak hayatı sürdüren ve önemli iktisadî askerî kaynak durumunda olan konar-göçer Türkmenleri denetim altına almak.
Pir Ahmed,Kutlu Bey’in ölümünü fırsat bilen Erzincan beyi Mutaharten’in Akkoyunlu topraklarına saldırarak yağma ve talanda bulunmasına karşılık Mutaharten’i ağır bir yenilgiye uğrattı.
Mutaharten Erzincan’a çekildi. İntikamını alabilmek için Karakoyunlulardan yardım istedi.Karakoyunlu Mehmet Bey, Mutaharten ile kuvvetlerini birleştirerek Akkoyunluların üzerine yürüdü. Pir Ahmet savaşı kaybedip Kadı Burhaneddin’e sığındı. Bir müddet onun yanında kaldıktan sonra ülkesine döndü.
1389’da Karakoyunlu tahtına oturan Kara Yusuf, Mutaharten ile işbirliği yaparak Akkoyunluların üzerine saldırdı. Endris’te yapılan savaşı Akkoyunlular kazandı.Kara Yusuf esir olduysa da hayatı bağışlandı.
Mutaharten yeniden saldırdıysa da Gülüşkerd savaşında yine bozguna uğradı.Bundan sonra bir müddet
Akkoyunlu topraklarına saldırmadı. 1394’te Kadı Burhaneddin’in Erzincan üzerine yaptığı sefere katılan Ahmet Bey, onun Mutaharten’e karşı elde ettiği başarılara büyük katkı sağladı. Bu sayede Bayburt ve çevresine hakim oldu.

KARA YÜLÜK OSMAN BEY (1403-1435)
Ahmet Bey’in kardeşi Kara Yülük Osman Bey isyan ederek Kemah’ı ele geçirmişti. Kadı Burhaneddin  onun üzerine yürüyerek Kemah’ı geri aldı. Çok geçmeden Kara Yülük, Kadı Burhaneddin’in hizmetine girip bazı seferlerine yardım etti. O da, Kara Yülük’e Şarki Karahisar’ı verdi. Ancak bu ittifak kısa süre sonra bozuldu.
Kara Yülük Osman Bey, Sivas yakınlarında Kadı Burhaneddin’le giriştiği savaşı kazanıp onu öldürttü. Sivaslılar Kara Yülük’ün şehirde büyük bir katliam yapacağından korkarak Yıldırım Bayezid’den yardım istediler. Osmanlı sultanı,oğlu Süleyman Çelebi’yi yardıma gönderdi. Osmanlı kuvvetleri Kara Yülük Osman Bey’i bölgeden uzaklaştırdılar. Böylece Sivas, Tokat, Niksar ve Kayseri Osmanlıların eline geçti. Kara Yülük Memlüklere sığındı.
Osmanlılar fetih hareketini kesmeyerek Memlüklere ait olan Elbistan, Malatya, Divriği, Kahta ve Behisni’yi ele geçirdi. Böylece sınırlarını Kuzey Suriye’ye kadar genişletti. Fakat Memlük Sultanı Berkuk’un ölümü üzerine buradan ayrılmak zorunda kaldı. Kara Yülük ise tehlikenin yaklaştığını görüp Karabağ’da bulunan Timur’un yanına gitti.
Kara Yülük Osman Bey: 1400 yılında Timur’un Anadolu seferine katıldı. Sivas’ın muhasara ve zaptına katıldı. Ankara savaşında bizzat bulunup, Süleyman Çelebi’yi bozguna uğrattı. Suriye seferinde yer aldı.
Kara Yülük’ün bu hizmetlerine karşılık Timur da Artuklulardan alınmış olan Âmid’i Kara Yülük Osman’a verdi. Böylece Palu, Kiğı ve Ergani’den sonra Âmid de Akkoyunlular›n eline geçti (1403).
Karakoyunluların, Timur’a karşı cephe almaları ve başarısız olmaları Akkoyunluların toprakların genişletmelerine kolaylık sağladığı gibi önemli göç ve ticaret yolları üzerinde hâkim olmalarına, ekonomik ve beşerî kaynaklardan geniş ölçüde yararlanmalarına imkân verdi.
Kara Yülük : 1407’de Memlük Sultanı’na karşı isyan ederek emirliğini ilân eden Cekem’in isyanını bastırdı. Bu sayede Ruha (Urfa) ve çevresindeki nüfuzu arttı. Cekem’in zulmüne uğrayan Bayat ve İnallu aşiretlerinin bir bölümü Akkoyunlu konfederasyonuna/boylarbirliğine dâhil oldu. Kara Yülük’ün Mardin’i almaya çalışması ise Karakoyunluların karşı koyması yüzünden sonuçsuz kaldı. Karakoyunlu Kara Yusuf’un ölümünden sonra Akkoyunlular rahat bir nefes aldılar.
Kara Yülük : 1421’de Ruha 1424’te Tercil ve Silvan 1429’da Erzincan’ı  1432’de Çemişezek’i aldı.
Böylece Akkoyunlu aşiret reisleri Diyarbekir ve çevresinde önemsiz, küçük bir beylikten, varlıkları Kahire, Herat ve Bursa’da işitilen güçlü bir devlet durumuna yükselmeye başladılar.
Kara Yülük Osman Bey Timurluların Karakoyunlularla mücadelesinde aktif rol aldı : 421 ve 1429’da Şahruh’un Karakoyunlularla yaptığı savaşlara katıldı.
Şahruh’un Karakoyunlu İskender ile Erzurum yakınlarında giriştiği savaşta ağır bir yenilgiye uğradı. Yaralı olarak geldiği Erzurum’da vefat etti.
ALİ BEY (1435-1438)
Ali Bey tahta geçtiğinde kardeşi Hamza’nın muhalefeti ile karşılaştı. Durumunu kuvvetlendirmek için Timurlularla akrabalık kurdu.
Ancak, Şahruh’un Azerbaycan’dan çekilmesiyle Akkoyunlularda yine iç karışıklıklar oldu. Memlüklerin yardımıyla Hamza Bey’e geçici bir üstünlük kurulduysa da huzur sağlanamadı. Memlüklerin çekilmesiyle birlikte Hamza Bey tahtı ele geçirmek için yeniden harekete geçti. Ali bey tahtı kardeşine bıraktı.
 HAMZA BEY (1438-1444) 
Akkoyunlu tahtına oturduktan sonra : Öncelikle Mardin’e saldıran Karakoyunlu İsfahan Bey’i mağlup etti. Daha sonra kardeşi Yakup Beyin elinde bulunan Erzincan’ı aldı. Ali Bey’in oğlu Cihangir’den Urfa’yı almak için başarısız bir sefer düzenledi.
CİHANGİR BEY (1444-1453)
Urfa hakimi olan Cihangir Bey, tahta geçtiğinde kardeşi Uzun Hasan Bey onu destekledi. Bu sırada amcaları Üveys Bey Urfa’yı herhangi bir direniş göstermeden Karakoyunlulara teslim etmesi üzerine  Uzun Hasan Bey, amcasını sert şekilde eleştirince Üveys Bey Urfa’yı geri aldı. Karakoyunlular Urfa’yı kuşatınca bu sıralarda Ergani’de bulunan Uzun Hasan, Cihangir Bey’in yardımına gelip şehri kurtardı. Bu olay Uzun Hasan’ın Türkmenler üzerindeki prestijini arttırdı.
Cihangir Mirza’nın, Karakoyunlu Cihanşah ile anlaşma yaparak ona bağlılığını bildirmesi üzerine Uzun Hasan Bey, Karakoyunlulara karşı tek başına mücadeleye başladı : 1452’de Cihangir’in elinden Diyarbekir’i aldı. Cihangir ise Mardin’e çekildi. Mardin’i kuşattıysa da anneleri Saray Hatun’un araya girmesiyle iki kardeş arasında barış imzalandı.
Karakoyunlu Cihanşah’ın büyük bir orduyu Diyarbekir üzerine göndermesi üzerine bu orduyu büyük bir bozguna uğratınca Cihangir Bey’in emrindeki asker ve beylerin çoğu Uzun Hasan’a bağlanmaları üzerine Cihangir, oğlunu Uzun Hasan’ın yanına rehin olarak gönderdi. Kendisi de ölünceye kadar ona bağlı kalacağını bildirdi.
UZUN HASAN BEY (1453-1478)
Uzun Hasan Bey : Devletini genişletme faaliyetlerine girişti. 1458’de Dulkadirlileri mağlup etti. 1459’da ise Gürcistan üzerine sefer yaparak onlara ait altı kaleyi zapt etti. Dönüşte Eğil beylerine son vererek bölgede hakimiyetini kurdu. Böylece batıda Osmanlılarla komşu oldu.Bu sırada Osmanlı tahtında Fatih Sultan Mehmet oturuyordu. 
Osmanlılara karşı Karamanoğulları, İsfendiyaroğulları, Trabzon Rum Devleti ve Venediklilerle ittifak kurmaya çalıştı. Trabzon Rum İmparatoru IV.Yuannis’in kızı Despina ile evlenerek akrabalık bağı kurdu. 1460’ta Osmanlıların elinde bulunan Koyulhisar’ı topraklarına kattı.
Fatih Sultan Mehmet doğuda yükselmekte olan Akkoyunlu tehlikesini ortadan kaldırmak için 1460 yılında büyük bir orduyla Erzincan yakınlarına gelince Uzun Hasan’ın elçilik heyeti gelerek barış teklif etti. Fatih Sultan Mehmet :  Akkoyunluların Trabzon üzerindeki himayelerini kaldırmaları, Osmanlı topraklarına saldırmamaları karşılığında barışı kabul etti.
 Fatih, bundan sonra hızla Trabzon üzerine yürüyerek şehri fethetti (1461).Uzun Hasan :  Osmanlıların Trabzon’un fethiyle meşgul olmasını fırsat bilerek 1462’te Gürcistan üzerine yeni bir sefer düzenledi.Dönüşte Hısnı Keyfa  şehrini ele geçirerek Eyyubî Devleti’ne son verdi.
Uzun Hasan Bey’in Hasankeyf’i alması bölgenin önemli ticaret merkezlerinin denetimini ve göç yolları üzerindeki hâkimiyetini de pekiştirdi. Diyarbekir’den başka Diyar-ı Mudar, Mardin ve Diyar-ı Rebia’nın alınması kışlaklar üzerindeki Akkoyunlu hâkimiyetini iyice kuvvetlendirdi.
Uzun Hasan Bey’in Karakoyunlu devletine son vermesiyle bu defa yaylakları ele geçiren Akkoyunlular, Erzurum-Diyarbekir koridorunda göçebe hayvancılık ile uğraşan Türkmenleri siyasî çatılarının altına alma çalışmalarını tamamlamış oldular.

Böylece, Doğu Anadolu’da bulunan, Musullu, Pürnek, Hamza Hacılu, Avşar, Bayat, İnallu, Tabanlu, Danişmendlü, Bicanlu gibi boy ve oymaklar Bayındır boyunun etrafında toplanarak Akkoyunlu Devleti’ni meydana getirdiler.

Uzun Hasan : 1464 yılında Karamanoğulları arasında meydan çıkan taht mücadelesinde İbrahim’e karşı İshak Bey’i destekleyip onun beyliğin başına geçmesini sağladı. Ancak kısa süre sonra Osmanlıların baskı yapmasıyla İshak Bey, ülkesinden kaçarak Akkoyunlulara sığındı. 465’te ise Dulkadirlilerin elinde bulunan Harput’u ele geçirdi. 1467 yılında en büyük düşmanı Karakoyunlu Cihanşah’ı ani bir baskınla öldürdü. Ertesi yıl Karakoyunlu Hasan Ali’yi  Karakoyunlu topraklarının önemli bir bölümünü ele geçirdi. Hasan Ali’nin yardım talebi üzerine Azerbaycan’a gelen Timurlu Ebu Said’i Aras Irmağı kıyısında büyük bir bozguna uğrattı. Ebu Said savaşta öldürüldü. Bu olayın ardından yanına sığınmış olan Timurlu beylerinden Baysungur’un oğlu Yadigâr Mirza’yı hükümdar tayin etti. Kısa zaman içinde Karakoyunlu beylerini ard arda yenip Karakoyunlu Devleti’ne son verdi.1471’de Muş, 1472’de Ahlat, Cizre ve 1473’te Bitlis Akkoyunlulara bağlandı.Böylece Akkoyunlu ülkesi Sivas’tan Horasan’a kadar genişlemiş oldu.
Karakoyunluların ortadan kalkması ile Alpavut, Cakirlü, Karamanlu, Sa’dlu gibi oymaklar da Akkoyunlu boylarbirliğine dâhil oldular. Bunlara Dulkadir, Halep ve İsfendiyar bölgesindeki bazı Türkmen aşiretleri de eklenerek Akkoyunluların insan gücünü artırdılar.
Akkoyunlu Devleti’nde konar-göçer aşiret reisleri, devletin askerî ve siyasî gücünün en önemli dayanağı idi. Bunlar : Kendilerine tahsis edilmiş olan iktalarda aşiretleri ile yarı bağımsız bir hayat sürmekteydiler. Büyük emirler yalnız ekonomik açıdan değil siyasî açıdan da geniş ölçüde özerktiler. Merkezî idareyi zayıflatan bu duruma göçebelerin siyasî sınırlara riayet etmemeleri ve devlete zayıf bağlarla bağlanmış olmaları imkân veriyordu.
Akkoyunluların, Erzurum’dan Diyarbekir, Ruha ve Diyar-ı Mudar’a doğru uzanan kuzey-güney koridoruna tam hâkimiyet kurmaları, doğu-batı transit ticaretinden geniş ölçüde istifade etmelerini sağlıyordu. Doğu-batı ticaretinde, değişim yapan mallar Akkoyunlu ülkesinden gelip-gidiyordu. Bunlardan alınan vergiler önemli bir gelir kaynağı idi.
Akkoyunlular’ın Osmanlı devleti ile savaşma sebepleri :  Uzun Hasan Bey’in Karamanoğulları topraklarında nüfuz sahibi olmaya çalışması, Trabzon’un fethini önleme gayretleri, Osmanlılara karşı Venediklilerle ittifaka girişmesi,Osmanlı topraklarına zaman zaman taarruz etmesi
Avrupa saraylarında, Fatih Sultan Mehmed’den ayırmak için “Küçük Türk” diye adlandırılan Uzun Hasan Bey’in Osmanlı Devleti’ne karşı rekabete girişmesi heyecanla ve ümitle karşılandı.
Avrupalı Devletler’in  Osmanlılara karşı  Akkoyunlulara destek verme sebebi : Venediik ve Papalık Osmanlı tehlikesine karşı daha doğuda Osmanlılara cephe alabilecek bir devletin yardımına ihtiyaç duyuyorlardı.Bu yüzden Akkoyunluları Osmanlılara karşı kışkırtıyorlardı.
 Otlukbeli Savaşı’nın sebebi : Akkoyunluların Osmanlılar’ın hakimiyet sahaları ile ilgilenmeleri. Karamanoğullarına destek vermeleridir.
 Sonuçları : Akkoyunlular, Otlukbeli Savaşı’nda büyük kayıpların yanı sıra Osmanlılara üç binden fazla esir verdiler. Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey de bu savaşta öldü.
Uzun Hasan Bey : Devletin merkezini Diyarbekir’den Tebriz’e taşıdı. Kendisine bağlı boy ve oymakların önemli bir kısmını beraberinde götürerek onlara Tebriz ve  çevresinde iktalar vermek suretiyle yerleştirdi. Böylece Erzurum-Musul arasında konar-göçer hayatı devam ettiren Türkmenlerin de gücünü kırmış oldu. Savaştan sonra Gürcistana birkaç sefer düzenlemekten başka Tebrizden ayrılmadı.
Devletin çöküşünü hazırlayan sebepler: Akkoyunlu aşiretleri arasında meydana gelen gerginliklerin çözümlenememesi. Sûfî propagandalarının önlenememesi
ÇÖKÜŞ
Uzun Hasan Bey’in 1478’de Tebriz’de ölümünden sonra çocukları arasında taht mücadeleleri patlak verdi. Altı oğlundan biri olan Sultan Halil idareyi kısa süreli olarak ele aldı. Fakat onun kardeşlerinden Maksud’u öldürtmesi üzerine harekete geçen Yakup Bey : Devleti yeniden toparlamaya çalıştı.Akkoyunlular için tehlike arz etmeye başlayan Sûfî şeyh Haydar’ı öldürüp, ailesini de İstahr kalesine hapsetti. Akkoyunluların zayıf durumundan istifade etmek isteyen Memlük Sultanı Kayıtbey’in gönderdiği orduyu perişan etti (1481).Gürcistan üzerine başarılı bir sefer düzenledi.
Akkoyunluların ikinci defa olarak yakaladığı parlak dönem Yakup Bey’in bir salgın hastalıkla ölümü üzerine yerini yine taht mücadeleleri ve aşiret kavgalarına bıraktı. Musullu, Pürnek, Bicanlu, Kaçar gibi aşiretler iktidar kavgalarında bizzat yer aldılar.
Küçük yaşta olmasına rağmen Baysungur Akkoyunlu tahta geçirildi. Ancak onun atabeyi olan Sufî Halil Bey’in sert bir yönetim tesis etmesinden rahatsız olan diğer beyler Alıncak kalesinde hapiste bulunan Rüstem Bey’in etrafında toplandılar.Rüstem’in beş yıllık saltanatı da iç karışıklıklarla geçti.
1496 yılında bazı aşiret reislerinin daveti üzerine  Göde Ahmet Bey Akkoyunlu ülkesine gelerek tahta oturdu. O, İstanbul’da kaldığı esnada Osmanlı devlet düzenini tanıdığından, merkezî bir yapılanma gösteren Osmanlı düzenini Akkoyunlu ülkesinde tatbik etmeye ve bu surette yarı-bağımsız aşiret reislerinin siyasî gücünü kırmaya çalışması başta Pürnek ve Kaçarlar olmak üzere aşiretlerin şiddetli tepkisine yol açtı. Bu mücadelede kendisi de maktul düştü.
Bundan sonra Muhammedî Mirza, Sultan Elvend ve Sultan Murad arasında taht mücadeleleri başladı. Muhammedî Mirza’nın ölümü üzerine Akkoyunlu Devleti Murad ile Elvend arasında paylaştırıldı. Elvend : Diyarbekir, Azerbaycan ve Erran Murad :  Irakeyn, Kirman ve Fars
Rüstem Bey’in tahta geçişiyle başlayan iç karışıklıklardan en çok, taht mücadeleleri esnasında serbest kalan ve Şeyh Haydar’ın müritlerini etrafında toplayarak faaliyetlerini Erzincan ve çevresinde sürdüren şah İsmail-i Safevî faydalandı.O : Karakoyunlu oymaklarından Akkoyunlulara dahil olmayanların yanı sıra, Akkoyunlu, Dulkadir, Teke ve Anadolu’nun başka yerlerinden gelen müridleri ile birlikte önce Tebriz’e yürüyerek Elvend Bey’i yendi. Burada, On iki İmam adına hutbe okutup para bastırdı; Şahlığını ilan etti. Böylece Safevî Devleti kurulmuş oldu.
Murad Bey ise  Şah İsmail’e yenildi. 1509’a kadar Bağdat’ta kaldı. Şah İsmail’in Bağdat’a yönelmesi üzerine Osmanlı Devleti’ne sığındı.
Safeviler, Şeyh Haydar’ın intikamını almak için Akkoyunlu hânedanına ve halkına karşı korkunç katliamlara giriştiler. Türkmenler, Şerur, Almakulak ve Tebriz’de kıyıma uğradılar. Katliamdan kurtulabilen bazı aşiret bakiyeleri Safevî Devleti içinde “Türkmen Oymak”ı meydana getirdiler.
Akkoyunlu ileri gelenleri ve tâbi aşiretlerin çoğunluğu Osmanlı Devleti’ne sığındı. Osmanlılar tarafından aşiret beylerine dirlikler tahsis edildi. Aşiretler ise, Osmanlıların Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya hâkim olmasından sonra tahrire tâbi tutularak, Erzurum, Muş, Bingöl yaylaları ile Urfa ve Berriye kışlakları kendilerine yurt tayin edilmek üzere Bozulus adı altında belli bir idarî yapıya ve vergi düzenine dahil edildi.

Babür İmparatorluğu

Babür İmparatorluğu

Timur'un torunlarından Zahireddin Muhammed Babür'ün kurduğu Hint-Türk İmparatorluğu bunların en uzun ömürlüsü, en güçlüsü olmuştur. Zahireddin Mahmud Babür, 14 Şubat 1483'te Fergana'da doğdu. Babası, Timur'un torunu ve Fergana hükümdarı Ömer Şeyh Mırza idi. Ömer Şeyh Mırza 1494'te ölünce yerine en büyük oğlu Babür geçti. Semerkant'ta Büyük Hakanlık tahtında oturan amcasını metbu tanıyordu. Fakat Babür henüz çok gençti ve taht kavgaları da başlamış bulunuyordu. Bu yüzden hayatını güçlükle kurtararak kendine bağlı beylerle 1504'te Kabil'e gitti. Devletinin başkentini de buraya taşıdı. 1507 yılında, padişah unvanını alan Babür kendisini Timur'un en büyük varisi ilan etti. Ele geçirdiği yeni toprakları sadık beyleri arasında baylaştırdı. İdare ve orduyu düzene soktu. 1519'da Sind Irmağı'nı geçerek Pencab yöresinde hakimiyet kurdu. 1522'de Sind ve Belücistan arasındaki bölgeye de hakim oldu. 1524'de Delhi Sultanı İbrahim Ludî'nin kuvvetlerini yendikten sonra Lahor'a girdi.


İmrahim Ludî'nin 100 bin asker ve 1000 filden oluşan büyük bir ordusu vardı. Bu ordu ile Babür'ü yok etmek azmiyle üzerine yürüdü. Babür'ün asıl kuvveti ise 13,500 kişilik seçkin Türkistan atlılarından ibaretti. Ama ateşli silahlara da sahipti. Osmanlı Türklerinden Mustafa Rumi adlı subayın idare ettiği bir topçu birliği vardı. Babür'e savaşı kazandıran bu topçu birliği ve atlı askerleri oldu. Hinduların ateşli silahları yoktu. Yarım gün süren savaşta, Ludî'nin ordusundan 40 bin kişi ölmüş, büyük bir kısmı esir alınmış, diğerleri de kaçmışlardı. İbrahim Ludi bu savaşta öldü. Bundan sonra Delhi'ye giren Babür, 1526'da Hint-Türk İmparatorluğu'nu kurmuş oldu. 1527'de putperest Hindulardan oluşan bir orduyu yenince "Gazi" unvanını aldı.

Babür, kendisinin ve askerlerinin Türk oluşu ile iftihar eden, adil, koruyucu bir hükümdardı. Kendisini beylerine ve kumandanlarına sevdirmişti. Aynı zamanda çok büyük bir edip ve şair idi. Arap alfabesini almış, ama Çağatay Türkçesini, daha doğrusu Orta Asya Türkçesini resmi dil olarak ilan etmişti. (Babürname adı ile meşhur olan hatıratından ve devrinin kültür hareketlerinden bölüm sonunda bahsedilecektir. Burada şu kadarını söyleyelim ki bu eseri hem bizim tarihçilerimiz, hem yabancılar, bütün Türk dünyasında ve bütün zamanlarında Türkçe’nin en büyük şaheseri sayarlar).

Babür, Delhi'den sonra Agra'yı da almış ve burasını başkent yapmıştı. 1528'de Luknov ve Bengal'i de ele geçirdi. Fakat 1529 sonlarına doğru hastalandı. Devletin ileri gelenlerini huzuruna çağırarak, onlara oğlu Hümayun'u veliaht seçtiğini bildirdi ve kabul ettirdi. 1530'da başkent Agra'da öldü, fakat Kabil'de gömüldü. 1646'da torunu Şah Cihan ona Kabil'deki kabri üzerinde muhteşem bir türbe yaptırdı. Babasının ölümü üzerine tahta çıkan Humayun 26 yıl saltanat sürdü Fakat saltanatının ilk yıllarında tahtına göz dikenlerle ve babasının yendiği düşmanlarla mücadele etmek zorunda kaldı. Altı erkek kardeşi vardı. Onlara ve öteki akrabalarına geniş araziler ve başka tavizler vererek tahtını korudu.

Öte yandan, Ludî hükümdarı Mahmud Ludi, Afgan emirleri ve bazı racalar ile birleşerek Humayun'a karşı harekete geçti. Gucerat hükümdarını da hareket için tahrik etti. Fakat Humayun Şah ikisini de yendi. Ancak çok geçmeden kardeşler arasında da kavga çıktı. Gucercat valisi olan kardeşi Askerî, başkent Arga üzerine yürüdü. Sonunda barıştılar ama kardeşler arasında birlik yine sağlanamadı.Bu sırada, Ludîlerin yerine Sur Devleti'in kurmaya çalışan Şir-Han, bir gece Agra'ya baskın yaptı ve Hümayun Şah, kardeşlerinden de yardım görmeyince Şah Tahmasb'a (Safevilere) sığındı.

Şir Han, Safevîleri ortadan kaldırmak için Osmanlılarla anlaşınca Şah Tahmasb da Humayun Şah'ı kendi ordusu ile destekleyerek onun üzerine, yani Hindistan'a gönderdi. Bu Hümayun Şah için iyi bir fırsat oldu. Artan ve toparlanan kuvvetleriyle Kabil, Kandehar ve Bedahşan'ı geri aldı. Babası Babür gibi o da Kabil'i üs yaparak yeniden fetihlere başladı. 1555'te büyük Afgan ordusunu yenerek Delhi'ye girdi. Kardeşleriyle anlaştı ve yeniden İmparatorluğa hakim oldu.

Hümayun Şah, Tahmesb'dan yardım görse de Şiiliğe itibar etmedi ve Safevîleri kendi devletinin geleceğini tehdit eden bir tehlike olarak gördü. Onun için Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'a "Padişah Baba" diye hitap eder mektuplar yazdı. Doğunun kendisine bırakılması halinde Safevî tehlikesini birlikte yok edebileceklerini bildirdi. Humayun Şah, babası Babür Şah kadar iyi bir kumandan ve idareci değildi. Sık sık ayaklanmalar oluyordu. Ama yine de imparatorluğu koruyabilmişti.

1556'da kütüphanesinin yüksek raflarından kitap almaya çalışırken merdivenden düştü ve ağır yaralandı. 28 şubat 1556 günü öldü. Ölmeden önce, o sırada misafiri olan Osmanlı Derya Kaptanı Seydi Ali Reis'in de tavsiyesi ile Bedahşah'da ayaklanan Afgan birlikleriyle çarpışmakta olan oğlu Ekber'e bir name göndererek onu veliaht tayin etmişti. Yine Seydi Ali Reis'in tavsiyesiyle, Ekber'in savaşı bitirip dönüşüne kadar ölümü gizli tutuldu. Bir ay kadar sonra, ayaklanmayı bastıran Ekber geldi ve tahta çıkarıldı.Ekber henüz 14 yaşındaydı ama sadık kumandanları ve kudretli atabeyi Bayram Han sayesinde başarılı olmuştu. Humayun Şah da babası kadar kudretli olmamakla beraber divan sahibi iyi bir şairdi. Delhi'de güzel bir türbesi vardır.

On dört yaşında tahta çıkan Ekber Şah, 49 yıl saltanat sürdü. Yirmi yaşına kadar devlet idaresinde baş yardımcısı ve yetkili olan atabeyi Bayram Han'ı zorla emekli ederek Hacca gönderdi ve bundan sonra ülkenin tek hakimi oldu. Güçlü bir teşkilat kurdu. Ayaklanmaları dağılmaları önledi. 1578'de Bengal, 1581'de Kabil, 1587'de Keşmir, 1592'de Sind ve 1594'de Kandehar'ı tam olarak itaat altına aldı. Ekber Şah zamanında, sarayda, Hint tesiri artmaya başladı. Haremine aldığı Hintli kadınların tesiri ve hoşgörüsü ile, Hinduların da vatandaş sayılarak asker ve devlet memuru olmalarını sağladı. Müslümanlarla ordular arasında eşitlik sağlanınca ülkede gerginlikler azaldı. O "halkın devlet için değil, devletin halk için var olduğu" anlayışını benimsedi ve benimsetti. Muazzam nüfusu olan Hindistan'da Türkler küçük bir azınlık durumunda idiler ve daha çok asker ve memur oluyorlardı. Bir çok bakımdan eşitlik sağlandığı için azınlığın çoğunluk üzerindeki hakimiyeti bir mesele olmaktan çıkmıştı. Ekber Şah, 1603'te hastalandı ve konuşamaz hale geldi. Oğlu Cihangir'i çağırarak ona kendi eliyle kılıç kuşandırdı ve hükümdarlık sarığın giydirdi. Ölümünden evvel Sıkanda'da kendisi için bir türbe inşaatı başlatmıştı. Fakat kat ve piramidi andıran bu türbe oğlu Cihangir tarafından tamamlatıldı ve oraya gömüldü. Ekber Şah 1605'te ölmüştü.

Selim Cihangir Şah, yirmi iki yıl saltanat sürdü. Adil, fakat zevk ve eğlenceye düşkün bir hükümdar idi. Hemen hemen hiçbir askerî başarı elde edemedi ve Kandahar şehrini İranlılara kaptırdı. Devletin ileri gelenleri de kendi nüfuzlarını arttırmak için mücadele etmekten başka bir şey yapmadılar. Cihangir'in yaptığı en önemli iş Ağra ve Lahor arasındaki yol idi. Zayıf iradeli bir hükümdar olan Cihangir zamanında saray ve entrikalarına kadınlar da karışmaya başladılar. Gevşek yönetimi yüzünden oğulları ile arası açıldı. İngilizlerin, Hindistan ticaretine el atmaları ve Gucerat'ın Surat limanında tüccarlarının yerleşeceği bir yer açmaları da Cihangir zamanına rastlar (1613). İngiltere'nin bir köprü başı gibi kullandığı bu liman, zaman içinde bütün ülkeyi ele geçirmesini sağlayacaktı.Cihangir, tahttan indirileceği bir sırada öldü ve oğlu Hürrem Şah, "Şah Cihan" adı ila tahta çıktı (1628).

Evrengzib'in (I. Alemgir'in) 1707'ye kadar süren saltanat döneminde, imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştı ve Hindistan'ın tamamı Türk hakimiyetine girdi. Evrengzib koyu bir Müslüman, cesur bir komutan, iyi bir idareci ve yeniliklere açık bir devlet adamı idi. Taht kavgasına girişen kardeşlerini ortadan kaldırdı. Evrengizb Türk ve Müslüman dünyası ile iyi ilişkilerde bulunmuş, komşuları ile önemli bir meselesi olmamıştır. Halktan alınan vergileri azaltmış, düzeni ve huzuru sağlamıştı. Yemen İmamına, Habeşistan Hükümdarına gümüş ve altın para yardımı yapmıştır. Fakat, onun zamanında Hindistan ticaretine İngilizlerden sonra Hollandalılar da el atmış, Gucerat limanlarında onlara da bazı imtiyazlar verilmişti. Ülkesinde gittikçe çoğalan yabancı şirketlerin sömürücü tutumlarından şikayetçi idi ama, kendi ticaret gemilerini Hint Denizi'nde korsanlara karşı İngilizler koruduğu ve Hindistan'ın ekonomik menfaatleri onları hoş tutmayı gerektirdiği için gümrük vergileri biraz arttırmaktan başka bir şey yapamadı. Evrengzib, Hindistan'ın en adil hükümdarı olarak isim yaptı. En büyük kusuru, Türkistan'dan yeteri kadar Türk askeri getirmemiş olmasıdır. Çünkü Türkistan askerleriyle hem çoğunluğun baskısına hem de ülkeyi ele geçirmeye çalışan Batılılara karşı daha güçlü ve başarılı olacaktı. Evrengzib, 1707 yılında öldü ve bütün Türk devletlerinde kötü bir gelenek halini alan taht kavgaları yine başladı. Evrengzib'den sonra, kabiliyetsiz şehzadelerin birbirlerine düşmeleri, racaların isyanı, ülkeyi sarstı ve gerileme başladı. Nihayet Alemgir'in (Evrengzib'in ) oğullarından I. Bahadır Şah tahta çıktı. Fakat onun zamanında Racputlar isyan ettiler. Sih'ler de başkaldırdı ve büyük karışıklıklar yarattılar. Bu kargaşalıktan yararlanan Afganlılar bağımsızlıklarını ilan etmekte gecikmediler.

1723'te "Delhi" ve "Haydarabad" şahlıkları olmak üzere ülke ikiye ayrıldı. Bu durumdan yararlanan İran (Avşar) hükümdarı Nadir Şah 1739'da Kuzey Hindistan'ı ve Delhi'yi zaptetti. Çok büyük ganimet aldı. Hint-Türk İmparatorluğu'nun hazinesinden o zamanın parasıyla 700 milyon rupilik kısmına el koydu. Fakat Bahadır Şah'ın torunu yerine bıraktı. İdare Nadir Şah'ın tayin ettiği umumi valinin elindeydi. 1748'de bu defa Afganlı Ahmed Şah Hindistan'a girdi. Sind, Pencap ve Keşmir eyaletlerini hakimiyeti altına aldı. Artık Babürlü Hakimiyeti iyice zayıflamış, sınırları daralmıştı. 1760'ta II. Alemgir Şah, veziri tarafından öldürüldü ve yerine II.Şah Alem geçti. Bu şah, ülkeye gittikçe yayılan İngilizlerle savaştı. Ama, 1764 Baksar Savaşında yenilgiye uğrayınca, İngilizler idareye hakim oldular ve bundan sonra gelen hükümdarlar bir İngiliz memuru olmaktan ibaret kaldılar. 1766'da, Allahabad Anlaşması'yla pekişen İngiliz hakimiyetinden sonra bazı direnişler, isyanlar oldu. Mesela 1857'de büyük "Sipahi isyanı" çıktı. Ama İngilizler bu isyanı da bastırdıktan sonra 1858'de bütün Hindistan'ı İngiliz İmparatorluğu'na kattılar. 1877'de Kraliçe Victoria resmen Hindistan İmparatoriçesi ilan edildi.

Kendi adıyla anılan imparatorluğun kurucusu, büyük kumandan devlet adamı ve teşkilatçı olan Babür, aynı zamanda büyük bir edip, şair, alim idi. Bilim ve sanat adamlarını koruyor, teşvik ediyordu. "Eğer baban iyi kanun koymuşsa onu muhafaza et, yürürlükte tut, eğer bu kanun fena ise, ihtiyacı karşılamaz duruma gelmişse, yenisini yap" ilkesinden hareket ederek, yararlı kanun ve müesseselere işlerlik kazandırıyor, bunları geliştiriyor, modası geçmiş, yetersiz kalmış olanlarını yürürlükten kaldırıyordu.

Babür İmparatorluğu'nda ekonomik hayat tarıma dayanıyordu. Sebzecilik, tütüncülük, afyonculuk yaygındı. En çok pamuk üretilirdi ve dokumacılık ileriydi. Yün, pamuk ve ipekli kumaşlar, elle yapılan eşyalar Avrupalılara satılır, dışarıdan çok az şey alınırdı. Çünkü ülke, o zamanki nüfusuna yeterli bir ekonomiye sahipti. Bununla beraber, yağmursuz geçen yıllarda büyük kıtlıklar olurdu.

Babür İmparatorluğu'nda büyük şair, edip ve tarihçiler yetişmiştir. Mimarlık çok yüksek bir seviyeye çıkmış, bütün Hindistan çok güzel eserlerle adeta doldurulmuştur. Hindistan'daki bu Türk İmparatorluğu'nu yöneten hükümdarların en büyük hata veya kusuru, devletin geleceğini düşünerek, çok nüfuslu bu ülkede Türk nüfusu çoğaltmamak olmuştur. Mevcut Türkler azınlıkta kalıyor, onlar da orduda ve devlet işlerinde görev alıyorlardı. Bunun sonucu olarak, Babür zamanında Türkçe olan konuşma ve yazı dili Babür'den sonra yavaş yavaş bırakılmış, onun yerini Farsça, daha sonra Urduca almıştır. Urduca (Orduca), çoğunluğu Türklerden oluşan askerlerin, yerlilerle anlaşmak için kullandığı karma bir dil olarak gelişti. Türkçe, Farsça ve değişik Hindu lehçelerinden alınan kelimelerle meydana gelen bu dil, bu gün Pakistanlıların resmi dilidir ve Hindistan'ın büyük bir bölümünde de konuşulmaktadır.

Hindistan'da dini hayat canlıydı. Müslümanlık, yerliler arasında yayılmıştı. Yalnız Delhi'de binden fazla medrese vardı. Türkistan'dan gelen tasavvuf hareketi Hindistan'ı da etkilemiş ve burada Çişti, Nakşibendî, Kadirî, Sühreverdî, Şettarî tarikatları yaygın hale gelmişti. Fakat, Hindistan'da en ileri giden kültür ve sanat kolları, mimarlık ve edebiyat olmuştur. Bütün dünyanın hayranlığını kazanan Tac Mahal, Hindistan'daki Türk mimarlığının, mimarideki zevk, incelik ve ustalığın sembolü olmuştur.

Büyük bir fikir adamı, edip ve şair olduğunu olan Babür Şah, güzel sanatların her dalına ilgi göstermiş ve bu dallarda başarılı olmuştur. Güzel yazı yazar, beste yapar, saz çalardı. Hatta Babür Hattı (Hatt-ı Babürî) diye bilinen bir yazı çeşidi de icat etmişti. Babür'ün, Hanefî fıkhına ait Mübeyyen isimli bir mesnevisi, tür şairlerinin aruzla yazdığı şiirleri hakkında da bilgi veren Aruz Risalesi, çeşitli şiirlerini topladığı bir "divan"ı vardır. Fakat Babür'ün asıl eşsiz eseri "Babürname" olarak anılan büyük seyahat ve hatırat kitabıdır. Çağatay lehçesiyle (Orta Asya Türkçesiyle) yazılan bu eserde Babür, gezip gördüğü yerleri, bütün özellikleriyle, oralarda yaşayanların adet, gelenek, duygu ve düşünceleriyle, çok akıcı ve tabii bir üslupla tanıtmıştır. İyi ve kötü taraflarını sebep olduğu mutluluk ve mutsuzlukları, kendi çağının tarihî gerçeklerini çok samimi, çok güzel bir şekilde anlatmıştır. Edebiyatçılarımız ve tarihçilerimiz bu eseri, lisanındaki tabi güzellik dolayısıyla "yalnız Orta Asya Türkçesi'nin değil, bütün Türk edebiyatının en güzel mensur eserleri arasında" sayar. Bazılar da " Türk tarihinin bütün zamanlarının en değerli hatırat eseri" olarak gösterirler.

Bilge Kağan Yazıtı (Kultegin Yaziti)


Bilge Kağan Yazıtı (Gültekin Yazıtı)

" Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: üstte gök basmasa, altta yer delinmese,Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti? Türk milleti, vaz geç, pişman ol! Disiplinsizliginden dolayı, beslemiş olan kağanına, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hale soktun."
Bilge Kağan Yazıtı'ndan

Bilge Kağan Yazıtı (Bilge Kağan Kitâbesi), Orhun Yazıtlarından biridir. Bilge Kağan'ın (Çince Mo-chih-lien) ölümünden sonra oğlu tarafından dikilmiştir.

Moğolistan'da Orhun Irmağı yakınlarında bulunmaktadır. Bilge Kağan Yazıtı ile Kül Tigin Yazıtı arasındaki uzaklık bir kilometredir. İskandinav runik harflere benzeyen Göktürk yazısı ile yazılmıştır. Bazı bölümleri Kültigin Kitabesi'nden aktarılmıştır. Ondan farklı olarak Kül Tigin'in ölümünden sonraki olayları da anlatmıştır. Kültigin kitabelerinin çevresinde Bilge Kağan'ın mezarının etrafında da balballar vardır. Bunları Yollug Tigin yazmıştır.[1]
Bu yazıt, Kül Tigin Yazıtına oranla daha çok tahribat görmüştür. Bu nedenle metinler kesik ya da okunamaz durumdadır.

Bu yazıtta konuşan Bilge Kağan'dır. Yazıt,734 yılında ölen Bilge Kağan anısına, 735 yılında oğlu Tenri Kağan tarafından dikilmiştir. Yazıt, Bilge Kağan'ın yeğeni Yollug Tigin tarafından yazılmıştır.

Çince kitabenin altından Türkçe kitabe devam etmektedir. Ancak Çince kitabe tamamen silinmiştir. Bilge Kağan'ın ölümünden 1 yıl sonra oğlu tarafından yaptırılmıştır. Kitabede Bilge Kağan ve yeğeni Yollug Tigin'in sözleri yer almaktadır. Bilge Kağan Kitabesi hem devrilmiş, hem de parçalanmıştır. O yüzden tahribat ve silinti Bilge Kağan Kitabesinde çok fazladır. Bu abidenin etrafında yine türbe enkazı, heykeller ve balballar bulunmaktadır.[1]

Yazıtın Ebat ve Satır Sayısı

Bilge Kağan Yazıtı'nın yüksekliği 3.80 metredir. Doğu yüzünde 41 satır, güney ve kuzey yüzlerinde 15'er satır yer almaktadır. Böylece Türkçe yazılmış olan toplam satır sayısı 71'i bulmaktadır. Batı yüzünde ise Çince bir yazı yer almaktadır.

Kuzey yüzünün ilk 8 satırı Kül Tigin Yazıtı nın güney yüzünde yer alan ilk 11 satır ile aynıdır. Ayrıca doğu yüzündeki ilk 24 satır ile Kül Tigin Yazıtının doğu yüzünde yer alan ilk 30 satır aynıdır. Bu yazıt, ilk yazıt olarak tarihe geçmiştir.{1]

Bilge Kağan Yazıtı, Doğu Yüzü 1-28.

Bilge Kağan Yazıtı, Doğu Yüzü 29-36.

Bilge Kağan Yazıtı, Doğu Yüzü 37-41

Doğu Yüzü

Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağanı ... Sir, Dokuz Oğuz, İki Ediz çadırlı beyleri, milleti ... Türk tanrısı ... üzerinde kagan oturdum. Oturduğumda ölecek gibi düşünen Türk beyleri, milleti memnun olup sevinip, yere dikilmiş gözü yukarı baktı. Bu zamanda kendim oturup bunca ağır töreyi dört taraftaki ... dim. Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini, töresini tutu vermiş, düzene soku vermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye dik çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Gök Türk'ü düzene sokarak öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku bilgili imiş tabiî, Cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefât etmiş. Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş. Ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş tabiî, oğulları kağan olmuş tabiî. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış olacak, oğlu babası gibi kılınmamış olacak. Bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağan oturmuştur. Buyruku da bilgisizmiş tabiî, kötü imiş tabiî. Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, aldatıcı olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş. Çin milletine beylik erkek evlâdını kul kıldı, hanımlık kız evlâdını cariye kıldı. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutarak, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edivermiş. Batıda Demir Kapıya ordu sevk edivermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş. Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi, gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden, yine tâbi olmuş. Bunca işi, gücü vermediğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok olmaya gidiyormuş. Yukarıda Türk Tanrısı, mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiştir. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye, babam İltiriş kağanı, annem İlbilge Hatun'u göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmıştır. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış. Dışarı yürüyor diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş. Toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için, babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya batıya asker sevk edip toplamış, yığmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş. Tölis, Tarduş milletini orda tanzim etmiş. Yabguyu, şadı orda vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca .... kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lütfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş. Babam kağan için ilkin Baz kağanı balbal olarak dikmiş. Babam kağan uçtuğunda kendim sekiz yaşında kaldım. O töre üzerine amcam kağan oturdu. Oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, tekrar besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı. Amcam kağan oturduğunda kendim prens ... Tanrı buyurduğu için on dört yaşımda Tarduş milleti üzerine şad oturdum. Amcam kağan ile doğuda Yeşil Nehir'e, Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapı'ya kadar ordu sevk ettik. Kögmen'i aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik. Yekun olarak yirmi beş defa ordu sevk ettik, on üç defa savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik. Türgiş kağanı Türk'üm, milletim idi. Bilmediği için, bize karşı yanlış hareket ettiği, ihanet ettiği için kağanı öldü, buyruku, beyleri de öldü. On Ok kavmi eziyet gördü. Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz kalmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip ... Bars bey idi. Kağan adını burada biz verdik. Kız kardeşim prensesi verdik. Kendisi ihanet etti, kağanı öldü, milleti cariye, kul oldu. Kögmen'in yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az, Kırgız milletini tanzim ve tertip edip geldik. Savaştık ... ilini geri verdik. Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarbana kadar Türk milletini öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. O zamanda kul kullu, cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, öyle düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı. Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan kağanına, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hâle soktun. Silâhlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi? Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin! Doğuya giden, gittin! Batıya giden, gittin! Gittiğin yerde hayrın şu olmalı: Kanın nehir gibi koştu. Kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evlâdını kul kıldın. Hanımlık kız evlâdını cariye kıldın. O bilmemenden dolayı, kötülüğün yüzünden amcam kağan uçup gitti. Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükselten Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi o Tanrı kağan oturttu tabiî. Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İçte aşsız, dışta elbisesiz; düşkün, perişan millet üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül Tigin, iki şad, küçük kardeşim Kül Tigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye Türk milleti için gece uyuyamadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım. Ben kendim kağan oturduğumdan her yere gitmiş olan millet yaya olarak, çıplak olarak, öle yite geri geldi. Milleti besleyeyim diye kuzeyde Oğuz kavmine doğru; doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru; güneyde Çine doğru on iki defa ordu sevk ettim ... savaştım. Ondan sonra Tanrı buyurduğu için, devletim, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli kıldım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tâbi kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti. On yedi yaşımda Tanguta doğru ordu sevk ettim. Tangut milletini bozdum. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini orda aldım. On sekiz yaşımda Altı Çub Soğdaka doğru ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum. Çinli Ong vali, elli bin asker geldi. Iduk Başta savaştım. O orduyu orda yok ettim. Yirmi yaşımda, Basmıl Iduk Kut soyumdan olan kavim idi, kervan göndermiyor diye ordu sevk ettim. K ... m tâbi kıldım, malını çevirip getirdim. Yirmi iki yaşımda Çin'e doğru ordu sevk ettim. Çaça general, seksen bin asker ile savaştım. Askerini orda öldürdüm. Yirmi altı yaşımda Çik kavmi Kırgız ile beraber düşman oldu. Kemi geçerek Çik'e doğru ordu sevk ettim. Örpen'de savaştım. Askerini mızrakladım. Az milletini aldım ... tâbi kıldım. Yirmi yedi yaşımda Kırgız'a doğru ordu sevk ettim. Mızrak batımı karı söküp, Kögmen ormanını aşarak yürüyüp Kırgız kavmini uykuda bastım. Kağanı ile Songa ormanında savaştım. Kağanını öldürdüm, ilini orda aldım. O yılda Türgiş'e doğru Altın ormanını aşarak İrtiş nehrini geçip yürüdüm. Türgiş kavmini uykuda bastım. Türgiş kağanının ordusu ateş gibi, fırtına gibi geldi. Bolçu'da savaştık. Kağanını, yabgusunu, şadını orda öldürdüm. İlini orda aldım. Otuz yaşımda Beş Balık'a doğru ordu sevk ettim. Altı defa savaştım ... askerini hep öldürdüm. Onun içindeki ne kadar insan ... yok olacaktı ... çağırmak için geldi. Beş Balık onun için kurtuldu. Otuz bir yaşımda Karluk milleti sıkıntısız, hür ve serbest iken, düşman oldu. Tamag Iduk Başta savaştım. Karluk milletini öldürdüm, orda aldım ... Basmıl kara ... Karluk milleti toplanıp geldi ... m, öldürdüm. Dokuz Oğuz benim milletim idi. Gök, yer bulandığı için, ödüne kıskançlık değdiği için düşman oldu. Bir yılda dört defa savaştım: En önce Togu Balık!ta savaştım. Togla nehrini yüzdürerek geçip ordusu ... İkinci olarak Andırgu'da savaştım. Askerini mızrakladım ... Üçüncü olarak Çuş başında savaştım. Türk milleti ayak titretti, perişan olacaktı. İlerleyip yayarak gelen ordusunu püskürttüm. Çok ölecek orda dirildi. Orda Tongra yiğiti bir boyu Tonga Tigin mateminde çevirip vurdum. Dördüncü olarak Ezginti Kadız'da savaştım. Askerini orda mızrakladım, yıprattım ...yıprat ... Otuz iki yaşımda Amgı kalesinde kışladıkta kıtlık oldu. İlk baharında Oğuz'a doğru ordu sevk ettim. İlk ordu dışarı çıkmıştı, ikinci ordu merkezde idi. Üç Oğuz ordusu basıp geldi. Yaya, kötü oldu diyip yenmek için geldi. Bir kısım ordusu evi barkı yağma etmek için gitti, bir kısım ordusu savaşmak için geldi. Biz az idik, kötü durumda idik. Oğuz ... düşman ... Tanrı kuvvet verdiği için orda mızrakladım, dağıttım. Tanrı bahşettiği için, ben kazandığım için Türk milleti kazanmıştır. Ben küçük kardeşimle beraber böyle başa geçip kazanmasam Türk milleti ölecekti, yok olacaktı. Türk beyleri, milleti, böyle düşünün, böyle bilin! Oğuz kavmi ... göndermeden, diye ordu sevk ettim. Evini barkını bozdum. Oğuz kavmi Dokuz Tatar ile toplanıp geldi. Aguda iki büyük savaş yaptım. Ordusunu bozdum. İlini orda aldım. Öyle kazanıp ... Tanrı buyurduğu için otuz üç yaşımda ... idi. Seçkin, muhterem, güç beslemiş olan, kahraman kağanına ihanet etti. Üstte Tanrı, mukaddes yer, su, amcam kağanın devleti kabul etmedi olacak. Dokuz Oğuz kavmi yerini, suyunu terk edip Çin'e doğru gitti. Çin ... bu yere geldi. Besleyeyim diye düşünüp ... millet .... suçla ... güneyde Çin'de adı sanı yok oldu. Bu yerde bana kul oldu. Ben kendim kağan oturduğum için Türk milletini ... kılmadım. İli, töreyi çok iyi kazandım ... toplanıp ... orda savaştım. Askerini mızrakladım. Teslim olan teslim oldu, millet oldu; Ölen öldü. Selengadan aşağıya yürüyerek Kargan vâdisinde evini, barkını orda bozdum ... ormana çıktı. Uygur valisi yüz kadar askerle doğuya kaçıp gitti ...... Türk milleti aç idi. O at sürüsünü alıp besledim. Otuz dört yaşımda Oğuz kaçıp Çin'e girdi. Eseflenip ordu sevk ettim. Hiddetle .., oğlunu, karısını orda aldım. İki valili millet ..... Tatabı milleti Çin kağanına itaat etti. Elçisi, iyi sözü, niyazı gelmiyor diye yazın ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum. At sürüsünü ... askeri toplanıp geldi. Kadırkan ormanına kon ... yerine doğru, suyuna doşru kondu. Güneyde Karluk milletine doşru ordu sevk et diyip Tudun Yamtarı gönderdim, gitti ... Karluk valisi yok olmuş, küçük kardeşi bir kaleye ... kervanı koşmadı. Onu korkutayım diyip ordu sevk ettim. Koruyucu iki üç kişi ile beraber kaçıp gitti. Halk kütlesi kağanım geldi diyip övdü ... ad verdim. Küçük adlı ...

Bilge Kağan Yazıtı, Güneydoğu Yüzü

Güneydoğu Yüzü

.... Gök Öngü çiğneyerek ordu yürüyüp, gece ve gündüz yedi zamanda susuzu geçtim. Çorağa ulaşıp yağmacı askeri ... Keçine kadar ...

Bilge Kağan Yazıtı, Güney Yüzü, 1-8.

Bilge Kağan Yazıtı, Güney Yüzü 9-15.

Güney Yüzü

... Çin süvarisini, on yedi bin askeri ilk gün öldürdüm. Piyadesini ikinci gün hep öldürdüm. Bi ... aşıp vard ... defa ordu sevk ettim. Otuz sekiz yaşımda kışın Kıtay'a doğru ordu sevk ettim ... Otuz dokuz yaşımda ilk baharda Tatabı'ya doğru ordu sevk ettim.... ben ... öldürdüm. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini ... millet... karısını yok kıldım....... savaştım. ... verdim. Kahraman erini öldürüp balbal kılı verdim. Elli yaşımda Tatabı milleti Kıtaydan ayrıldı. ... lker dağına ... Ku general kumandasında kırk bin asker geldi. Töngkes dağında hücum edip vurdum. Otuz bin askeri öldürdüm. On bin ... ise ... öktüm. Tatabı .... öldürdü. Büyük oğlum hastalanıp yok olunca Ku'yu, generali balbal olarak diki verdim. Ben on dokuz yıl şad olarak oturdum, on dokuz yıl kağan olarak oturdum, il tuttum. Otuz bir ... Türk'üm için, milletim için iyisini öylece kazanı verdim. Bu kadar kazanıp babam kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı, beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım. Bukağ vali ... babası Lisün Tay generalin başkanlığında beş yüz yiğit geldi. Kokuluk .... altın, gümüş fazla fazla getirdi. Yas töreni kokusunu getirip diki verdi. Sandal ağacı getirip öz ... Bunca millet saçını, kulağını ... kesti. İyi binek atını, kara samurunu, mavi sincabını sayısız getirip hep bıraktı. Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağan'ı oturduğunda şimdiki Türk beyleri, sonra Tarduş beyleri; Kül Çor başta olarak, arkasından şadpıt beyleri; önde Tölis beyleri; Apa Tarkan başta olarak, arkasından şadpıt beyleri; bu ... Taman Tarkan, Tonyukuk Boyla Baga Tarkan ve buyruk ... iç buyruk; Sebig Kül İrkin başta olarak, arkasından buyruk; bunca şimdiki beyler, babam kağana fevkalâde fevkalâde çok iltica etti ... Türk beylerini, milletini fevkalâde çok yüceltti, övdü ... babam kağan ... ağır taşı, kalın ağacı Türk beyleri, milleti ...Kendime bunca ...

Bilge Kağan Yazıtı, Kuzey Cephesi, 9-11

Bilge Kağan Yazıtı, Kuzey Cephesi, 12-15.

Kuzey Yüzü

Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar, ... Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği, ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmaz imiş. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına varıp, çok insan öldün! O yere doğru gidersen Türk milleti, öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Acıksan tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla, her yere zayıflayarak ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burada vurdum. Yanılıp öleceğini yine burada vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Babam kağan, amcam kağan oturduğunda dört taraftaki milleti nasıl düzene sokmuş ... Tanrı buyurduğu için kendim oturduğumda dört taraftaki milleti düzene soktum ve tertipledim ... kıldım. ... Türgiş kağanına kızımı ... fevkalâde büyük törenle alı verdim. Türgiş kağanının kızını fevkalâde büyük törenle oğluma alıverdim ... fevkalâde büyük törenle alı verdim ... yaptırdım ... başlıya baş eğdirdim, dizliye diz çöktürdüm. Üstte Tanrı, altta yer bahşettiği için gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen milletimi doğuda gün doğusuna, güneyde ... batıda ... Sarı altınını, beyaz gümüşünü, kenarlı ipeğini, ipekli kumaşını, binek atını, aygırını, kara samurunu, mavi sincabını Türk'üme, milletime kazanı verdim, tanzim ediverdim ... kedersiz kıldım. Üstte Tanrı kudretli ... Türk beylerini, milletini ... besleyin, zahmet çektirmeyin, incitmeyin! ... benim Türk beylerim, Türk milletim,... kazanıp ... bu ... bu kağanından, bu beylerinden ... suyundan ayrılmazsan, Türk milleti, kendin iyilik göreceksin, evine gireceksin, dertsiz olacaksın. ... Ondan sonra Çin kağanından resimciyi hep getirttim. Benim sözümü kırmadı, maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum ... On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin! Ebedî taş yontturdum ... yontturdum, yazdırdım. ... O taş türbesini ...

Bilge Kağan Yazıtı, Batı Cephesi, 1-7

Batı Yüzü

... üstte ... Bilge Kağan uçtu. Yaz olsa, üstte gök davulu gürler gibi, öylece ve dağda yabani geyik gürlese, öylece mateme gark oluyorum. Babam kağanın taşını kendim kağan ......

Bilge Kağan Yazıtı, Güneybatı Cephesi.

Güneybatı Yüzü

Bilge Kağan kitâbesini Yollug Tigin, yazdım. Bunca türbeyi, resimi, sanatı ... kağanın yeğeni Yollug Tigin ben bir ay dört gün oturup yazdım, resimledim

Kadim bilgiler ışığında elimizdeki bilgileri paylaşacağız.

Dipl.Ing. Erdem Ulaş
Almaata - 2009